Yıllar öncesinden Bob Gill'in bir yazısı... Grafik Tasarım üzerine...
GMK'nın Yazılar Bülteninden alıntıdır.
GRAFİK TASARIM HAKKINDA ÖĞRENDİĞİNİZ BÜTÜN KURALLARI UNUTUN!..
2. Bölüm
İLGİNÇ SÖZLER SIKICI BİR GRAFİK GEREKTİRİR.
Şu sözü ele alalım: "Kanseri Bedava İyileştiriyoruz"
Böyle bir sözü ilginç göstermeye gerek yok. Zaten ilginç. Çünkü önemli. İlginç bir ifadeyi ilginç göstermeye çalışırsanız, görüntü ile rekabete girer. Görüntü, görünmesini zorlaştırır.
"Gül başka hiçbir şeye benzemez" gibi özellikle ilginç olmayan bir şey söyleniyorsa, bunu daha şairane ifade etmek mümkün: "Bir gül bir güldür"... Şimdi yine bu ifadeyi ilginç göstermek gerekmez. Zaten ilginç. Şairane...
ÖNCE DÜŞÜNÜN, SONRA ÇİZİN!
Bundan sonra kalemi ilk elinize aldığınızda,çizmeden önce biraz durun (Not: tasarımcılara sürekli söylenir ama bilgisayar sonrası tasarımcılar inatla kalemi bırıkmaya devam ediyor). Ne söylemek istedğinizi, ne hissettiğinizi düşünün. Çizim, tıpkı tasarım gibi, bir süreçtir. Bir araçtır. Sonuç değildir. İkisi de bir şeyi söylemenin yollarıdır. Eğer söyleyecek açık seçik bir sözünüz yoksa, süreci hiç başlatmayın daha iyi. Ancak ne söyleyeceğime (ve ne hissettiğime) karar verdikten sonra, bana o sözü söyletecek doğru çizgiyi, tonu, dokuyu, kompozisyonu keşfetmem mümkün.
Belki hiç kalem kullanmamam gerekebilir. Bu başka malzeme de olabilir.
HIRSIZLIK İYİDİR
İnsanlar son 8 milyon yıldır görüntü yaratıyor, üretiyor. X ışınları bayraklar, NASA'nın uzay fotoğrafları, resimler, fotoğraflar, çizgi romanlar, duvar resimleri, grafiti... Bu görüntüler, kullanılış şekillerine göre, asıl amaçlarını aşabilirler. Tarihte bir devri ve kültürel bir tavrı temsil edebilirler. Veya çok açık seçik fikirleri sembolize edebilirler.
Bir tasarımcı, bu görüntülerden birinin (örneğin bir eski gravür) söylemek istediği şeyi tamı tamına söylediğin ikeşfederse, yeni bir görüntü bulmasına gerek var mı? Neden gravürü kullanmasın? Bu tasarımcının işini, tamamen ona ait ve benzersiz yapan şey, görüntüleri, iletişim için, problemleri çözmek için kullanılış şeklidir. Fikirleridir.
"BEN SADECE SİPARİŞE UYDUM."
Grafik tasarımların ve reklamların bu kadar ruhsuz, heyecansız olması cahil müşterilerin kabahati. Tasarımcılar böyle diyor. Belki de öyle. Ama ben her zaman yaratıcı bir işi müşterilere kabul ettirmenin, problemi çözmek kadar problemin bir parçası olduğnuu, kötü müşteri diye bir şey olmadığını varsayarım. Kötü müşteri yoktur. Yalnız kötü tasarıcı vardır. Tasarımcıların aptal müşterilerden şikayet ederken asıl dertleri müşterinin onlarla aynı sanat okulundan mezun olmamasıdır. Bu doğru. Ama müşteri ile tasarımcı arasındaki uzlaşmazlık, sağlıklıdır. Bir sürü iyi işin çıkmasına sebep olmuştur. Eğer hep tasarımcının dediği olsaydı, bugün çok homojen bir dünyada yaşıyor olurduk.
Tasarımcılar ellerinden gelenin en iyisini yaparlar. Eğer müşteri tasarımcının en iyi işinden daha azını istersi, o, müterinin bileceği bir durum. Bazen "hayır" diyebilmeyi de öğrenmemiz gerek. Sonunda metrolar, gazeteler, dergiler, bilbordlar banal görüntülerle dolup taşıyor, kirleniyorsa bu bizim kabahatimiz. Müşterinin değil. Müşteriler sadece o görüntüler için para öderler. Onları yaratamazlar.
2 Nisan 2010 Cuma
22 Mart 2010 Pazartesi
17 Mart 2010 Çarşamba
15 Mart 2010 Pazartesi
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Sık Sorulan Bazı Sorular
Sevgili okurlar yine bir arkadaşımızın sorunu yanıtlamak gerekiyor. Bunu da genel olarak grupla paylaşmak istiyoruz. Çünkü, onların olduğu kadar genel olarak sektörün de sorunu.
biz reklamcilik okuyoruz fakulte olarak ama bazi kisiler baska bolumler bitirmelerine ragmen reklamciliga yada PR sektorune geciyorlar neymis biraz soft islermis. Canim sikildi hayattan bu sektore yoneleyim diyorlar. Yada bazilari normal branslari farkli oldugu halde reklamcilik ile ilgili yuksek lisans yapiyor ben reklamci olucam diyorlar.Cevremdede boyle kisiler cok gormekteyim. Onlar bizim onumuzu tikamis olmuyorlarmi.? O zaman biz bosunami iletisim reklamcilik okuyoruz acaba ?
Öncelikle bu arkadaşımızdan ricamız, yazdıklarını daha iyi ve çabuk anlayabilmemiz için doğru bir yazım ile Türkçeyi kullanması. :)
Tam da "Dilin Kemiği Yok, Kuralı Var" Türkçe kampanyası yaparken kısa da olsa yazım kuralları ile ilgili bilgi vermek yerinde olacak.
Sık yapılan hatalar:
- Cümle başlarında ve özel sözcüklerde başharfler büyük yazılmalı.
- Özel isimlerden sonra gelen ekler tırnak işareti ile ayrılmalı. Ali'den haber var. Ek bir yer bildiriyorsa İstanbullular gibi, gelen ek şu şekilde ayrılmalı: İstanbullular'ın büyük kısmı...
- Özellikli bir gün ya da ay belirtiliyorsa büyük harfle başlamalı. Mayıs ayının ilk Pazar'ı sizi bekliyoruz.
- Dahi anlamına gelen de ve da ayrı yazılmalı. Mehmet de gelecek.
- Bağlaç olarak kullanılan ki ayrı yazılmalı.
Düşündüm ki cevap verdim.
- Her sözcüğü ayrı yazılır. Her şey'de olduğu gibi. Ikea bu nedenle hala yanlış kullanıyor. Doğrusu: "Evinizin Her Şeyi" olacak.
- Zerafet değil, doğrusu zarafettir.
- Mütevazi değil, mutevazıdır.
- Tel., No. gibi kısaltmaların sonuna nokta konur.
Tel. : 0212 211 11 11 gibi.
- Uluslararası ölçü kısaltmalarının sonuna nokta konulmaz. cm gibi.
- Tüm kısaltmalar büyük harle yazılır.
TDK, AB, ABD, TRT, KDV gibi.
- Türkçe, İngilizce gibi sözcükler cümle içinde büyük harfle başlar, sonuna gelen ekler tırnak ile kesinlikle ayrılmaz.
Türkçenin sorunu... İngilizcede kullanılan harfler...
Herkesin mutlaka bir yazım kılavuzu kullanmasını rica ediyoruz.
Şimdi gelelim öğrenci arkadaşımızın yukarıda sorduğu sorunun cevabına. Bunu açıkçası sektördeki bir sivil toplum kuruluşu olarak belli bir kural varmış ve bu kuralı da bu dernek belirlermiş gibi yaklaşmak çok doğru gelmiyor.
Bu tür kurallar meslek iaçıdan daha üst kurumlar yani ticaret odası gibi kurumlar tarafından konmalıdır. Çünkü, nasıl ki bir adam çıkıp ben kasap dükkanı açacağım diyemiyorsa, bu durumun reklam sektöründe de olması gerekir.
Ancak, bu drum temelinde yaratıcılık ve tasarım olduğundan çoğu kişi konuyu kısıtlamak niyetinde değil. Bu ajans sahiplerinin de işine geliyor. Yaratıcı insan nereden gelirse gelsin, bir iki yıl içinde ajansta reklamcılığı öğrenir diye bakılıyor. Çünkü, temelde pazarlama, iletişim gibi temel bilgilere çoğu ajansta yer verilmiyor. Reklam yaratıcısından bu konularda destek istenmiyor. İstenen sadece onlara verilen brif çerçevesinde yaratıcı çalışma çıkarmaları.
Standartlar sektörde henüz oturmadığından bu durum uzunca süre böyle kalacak. Türkiye'de de dünyada da bir insanı sen edebiyat okumadığın için roman, öykü ya da şiir yazamazsın ve kitap bastıramazsın diye kısıtlama yapılamıyor. İşin içinde yaratıcılık olduğundan temel bilginin olması gerekliliği zaten ortada. Bu nedenle bu durum ancak uzun süre sonra ticaret odaları, sektördeki tüm bireyler ve kurumların ortak sorunları olduğunda kendiliğniden çözümlenebilir.
Burada asıl görev siz genç iletişim mezunu arkadaşlara düşüyor. Sizler, kendinizi ne kadar çok geliştirir ve yaratıcılığınızı farklılaştırabilirseniz, sektör de size o derece inanır ve sadece sizlere yönelir.
Sözünü ettiğin canı sıkılıp sektöre gelenler kısa süre sonra zaten sektörden ayrılıyorlar.
Daha önceki mesajlarımızdan birinde yazmıştık. Her sektörün yazılı olmayan, kendi içinde geçerli kuralları var. Bu kurallar siz isteseniz de istemeseniz de yaşar. Örneğin reklam sektöründe bir reklam yaratıcısının bulunma koşulu ajansta her an bir iş geldiğinde yaratıcılığını ortaya koymasıdır. Bu nedenle dün çok iyi bir reklam yapmış bir kişinin bugün dinlenmesi ya da vasat bir iş yapması beklenmez. Bir reklamcının bir ajansta bulunma koşulu sürekli verimli olmasıdır. Çünkü, her bir bireyin verimliliği diğer iş arkadaşlarını da etkiler.
Reklam ajnaslarında sürekli bir üretim vardır. Bugün çalıştım yarın biraz dinleneyim gib ibir durum yoktur. Ya da akşam saat 6 oldu çıkayım. Yarın devam ederim, diyemezsiniz. Çalışma saatimiz yoktur.
Müşteri yapılan işi onaylamadığında yenisini yapmak zorundasınız. Hayır yenisini yapmam, bu doğrusu bunu satın alsın da diyemezsiniz.
Yani sektörde bu tür sektör içi koşulları da benimsemiş olarak sektöre gelirsiniz.
Yukarıda da belirtiğimiz üzere sözünü ettiğin "eğlence arayan arkadaşlar" zaten kendiliğinden sektörden uzaklaşır gider.
Sevgili okurlar yine bir arkadaşımızın sorunu yanıtlamak gerekiyor. Bunu da genel olarak grupla paylaşmak istiyoruz. Çünkü, onların olduğu kadar genel olarak sektörün de sorunu.
biz reklamcilik okuyoruz fakulte olarak ama bazi kisiler baska bolumler bitirmelerine ragmen reklamciliga yada PR sektorune geciyorlar neymis biraz soft islermis. Canim sikildi hayattan bu sektore yoneleyim diyorlar. Yada bazilari normal branslari farkli oldugu halde reklamcilik ile ilgili yuksek lisans yapiyor ben reklamci olucam diyorlar.Cevremdede boyle kisiler cok gormekteyim. Onlar bizim onumuzu tikamis olmuyorlarmi.? O zaman biz bosunami iletisim reklamcilik okuyoruz acaba ?
Öncelikle bu arkadaşımızdan ricamız, yazdıklarını daha iyi ve çabuk anlayabilmemiz için doğru bir yazım ile Türkçeyi kullanması. :)
Tam da "Dilin Kemiği Yok, Kuralı Var" Türkçe kampanyası yaparken kısa da olsa yazım kuralları ile ilgili bilgi vermek yerinde olacak.
Sık yapılan hatalar:
- Cümle başlarında ve özel sözcüklerde başharfler büyük yazılmalı.
- Özel isimlerden sonra gelen ekler tırnak işareti ile ayrılmalı. Ali'den haber var. Ek bir yer bildiriyorsa İstanbullular gibi, gelen ek şu şekilde ayrılmalı: İstanbullular'ın büyük kısmı...
- Özellikli bir gün ya da ay belirtiliyorsa büyük harfle başlamalı. Mayıs ayının ilk Pazar'ı sizi bekliyoruz.
- Dahi anlamına gelen de ve da ayrı yazılmalı. Mehmet de gelecek.
- Bağlaç olarak kullanılan ki ayrı yazılmalı.
Düşündüm ki cevap verdim.
- Her sözcüğü ayrı yazılır. Her şey'de olduğu gibi. Ikea bu nedenle hala yanlış kullanıyor. Doğrusu: "Evinizin Her Şeyi" olacak.
- Zerafet değil, doğrusu zarafettir.
- Mütevazi değil, mutevazıdır.
- Tel., No. gibi kısaltmaların sonuna nokta konur.
Tel. : 0212 211 11 11 gibi.
- Uluslararası ölçü kısaltmalarının sonuna nokta konulmaz. cm gibi.
- Tüm kısaltmalar büyük harle yazılır.
TDK, AB, ABD, TRT, KDV gibi.
- Türkçe, İngilizce gibi sözcükler cümle içinde büyük harfle başlar, sonuna gelen ekler tırnak ile kesinlikle ayrılmaz.
Türkçenin sorunu... İngilizcede kullanılan harfler...
Herkesin mutlaka bir yazım kılavuzu kullanmasını rica ediyoruz.
Şimdi gelelim öğrenci arkadaşımızın yukarıda sorduğu sorunun cevabına. Bunu açıkçası sektördeki bir sivil toplum kuruluşu olarak belli bir kural varmış ve bu kuralı da bu dernek belirlermiş gibi yaklaşmak çok doğru gelmiyor.
Bu tür kurallar meslek iaçıdan daha üst kurumlar yani ticaret odası gibi kurumlar tarafından konmalıdır. Çünkü, nasıl ki bir adam çıkıp ben kasap dükkanı açacağım diyemiyorsa, bu durumun reklam sektöründe de olması gerekir.
Ancak, bu drum temelinde yaratıcılık ve tasarım olduğundan çoğu kişi konuyu kısıtlamak niyetinde değil. Bu ajans sahiplerinin de işine geliyor. Yaratıcı insan nereden gelirse gelsin, bir iki yıl içinde ajansta reklamcılığı öğrenir diye bakılıyor. Çünkü, temelde pazarlama, iletişim gibi temel bilgilere çoğu ajansta yer verilmiyor. Reklam yaratıcısından bu konularda destek istenmiyor. İstenen sadece onlara verilen brif çerçevesinde yaratıcı çalışma çıkarmaları.
Standartlar sektörde henüz oturmadığından bu durum uzunca süre böyle kalacak. Türkiye'de de dünyada da bir insanı sen edebiyat okumadığın için roman, öykü ya da şiir yazamazsın ve kitap bastıramazsın diye kısıtlama yapılamıyor. İşin içinde yaratıcılık olduğundan temel bilginin olması gerekliliği zaten ortada. Bu nedenle bu durum ancak uzun süre sonra ticaret odaları, sektördeki tüm bireyler ve kurumların ortak sorunları olduğunda kendiliğniden çözümlenebilir.
Burada asıl görev siz genç iletişim mezunu arkadaşlara düşüyor. Sizler, kendinizi ne kadar çok geliştirir ve yaratıcılığınızı farklılaştırabilirseniz, sektör de size o derece inanır ve sadece sizlere yönelir.
Sözünü ettiğin canı sıkılıp sektöre gelenler kısa süre sonra zaten sektörden ayrılıyorlar.
Daha önceki mesajlarımızdan birinde yazmıştık. Her sektörün yazılı olmayan, kendi içinde geçerli kuralları var. Bu kurallar siz isteseniz de istemeseniz de yaşar. Örneğin reklam sektöründe bir reklam yaratıcısının bulunma koşulu ajansta her an bir iş geldiğinde yaratıcılığını ortaya koymasıdır. Bu nedenle dün çok iyi bir reklam yapmış bir kişinin bugün dinlenmesi ya da vasat bir iş yapması beklenmez. Bir reklamcının bir ajansta bulunma koşulu sürekli verimli olmasıdır. Çünkü, her bir bireyin verimliliği diğer iş arkadaşlarını da etkiler.
Reklam ajnaslarında sürekli bir üretim vardır. Bugün çalıştım yarın biraz dinleneyim gib ibir durum yoktur. Ya da akşam saat 6 oldu çıkayım. Yarın devam ederim, diyemezsiniz. Çalışma saatimiz yoktur.
Müşteri yapılan işi onaylamadığında yenisini yapmak zorundasınız. Hayır yenisini yapmam, bu doğrusu bunu satın alsın da diyemezsiniz.
Yani sektörde bu tür sektör içi koşulları da benimsemiş olarak sektöre gelirsiniz.
Yukarıda da belirtiğimiz üzere sözünü ettiğin "eğlence arayan arkadaşlar" zaten kendiliğinden sektörden uzaklaşır gider.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler
14 Mart 2010 Pazar
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Reklam Filmleri üzerine.
Bir öğrenci arkadaşımızın yolladığı senaryo taslakları üzerine aşağıdaki bilgili geçmeyi istedik. Reklam filmi yazacak olan genç arkadaşlara. Reklam yaratıcılarının en zor yaratım alanlarından biri de reklam filmidir. Reklam filminin en önemli yapısı ise senaryodur. Klasik senaryo şekli sağ tarafta sözlerden ve solda ise o sözlerin karşılığında yapılan hareketlerin yazılmasından oluşur.
Senaryo bir öykü şekilnde de yazılabilir. Ancak hareket ve sesleri doğru eşlemek ve bir bakışta anlayabilmek için klasik senaryo çezilgesi daha kolaylık sağlar. Günümüzde yazılan reklam senaryolarının eksikliği çekilmiş reklamın içindeki bazı dramatik unsurların eksikliinden hemen anlaşılmaktadır. Bir sinema filminde olduğu gibi reklam filminde de dramatik yapı çok önemlidir. En basit dramatik yapı, Aristotelyen drama yapısıdır. Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinin açıkça filmde olduğu anlaşılan filmlerdir. Reklam senaryosu yazacak arkadaşlara önerimiz, filmin ana fikri zihinde oluştuktan sonra, mekan, karakter ve zaman analizi ayrıca yapılmalıdır.
1- Mekan analizi: Reklam öyküsünün geçeceği alan/alanları tanımlamalı. Böylece mekanın nasıl ortam olacağı hem reklamverene hem de yönetmene net bir şekilde yardımcı olacaktır.
2- Karakter analizi: Reklam filmi oyunculu ise filmde yer alacak karakterlerin analizi de yine sunum sırasında önemli bir yardımcı analiz olacaktır. Kimlerdir, ne giyerler, ne içer nerde yaşarlar, demografik özellikleri, reklam filminde nasıl bir kostüm içinde olmalı, tiperi ve diğer psikolojik özellikleri...
3- Zaman analizi: Reklam filminin geçitği zaman dilimini açıkça ifade eden o zamanın özelliklerini anlatan açıklamadır. Dramatik yapının temel öğelerini basit şekilde üç ana bölüme ayırabiliriz. Giriş: Giriş bölümünde oyunculu bir reklam filmi ise mekan ve karakterlerin tanıtılması ile filme girilir. Genelde karakterler kendilerini oyunculukları ve sözleri ile anlatırlar. Mekan da kendini karaktere bağlı olarak sunmaya başlar. Giriş bölümünde yavaş yavaş olayın içine de girilir. Burada karakterlere göre izleyici aynı zamanda karakterle kendini özdeşleştirebilir. Gelişme (Doruk): Bu bölümde genelde markanın bir pazarlama sorunu vardır ve o sorun ortaya konur. karakter varsa başka karakterlerle olay örgüsü içinde ya olayla, ya durumla ya da birbirleriyle çatışmaya başlarlar. Böylece sorunun varlığı iyice ortaya konur. Bu bölümde izleyici de olayın içine kendini aynı marka ya da ürün/hizmet sorunu yaşadığını hissedecek şekilde girer. Sonuç: Bu bölümde genelde dış ses ya da karakterlerin kendileri sıkıntılı durumdan kurtulurlar. Rahtlama yaşanır. Marka biraz önce oluşan soruna bir çözüm getirir ve sorunu ortadan kaldırdığını ifade eder. İzleyici de rahatlar. Buna en iyi örnekler Cem Yılmaz'ın "nakliyat-bakliyat" reklam filmi, "çitliyo" markası için yapılan oyunculu filmler gibi filmlerdir. Tüm reklam filmlerini incelerseniz bu yapının az çok uygulandığını görebilirsiniz. Her reklam filmi bu dramatik yapı içinde olmayabilir. Ancak, önemli olan bir soruna giriş yapmak ve sonrasında da bu sorunu çözmektir. Teaser nedir? Teaser, ana marka filminden önce, seyirciyi meraklandırmak amacıyla yapılan ve çoğu zaman marka adının verilmediği reklamlardır. Plan nedir? Plan kameranın kesinti olmadan bir kerede çektiği görüntü birimidir. Sahne nedir? Bir olayın sürdüğü ve sonuçlandığı bölümdür. Dış Ses nedir? Dış ses, film içinde oyuncular dışında anlatıcı olarak yer alan kişi sesidir. reklam filminde genellik anlatıcı, son sözü söyleyen ya da kurumun/markanın sesidir. Efekt nedir? Reklam filminde senaryo üzerinde gösterilen insan sesi dışında filme konması planlanan seslerdir. Reklam müziği nedir? Reklam müziği çoğu kez markaya özel bestelenen ve izleyicinin duyma duyusuna seslenen ve akılda kalması için bestelenen müziktir
Bir öğrenci arkadaşımızın yolladığı senaryo taslakları üzerine aşağıdaki bilgili geçmeyi istedik. Reklam filmi yazacak olan genç arkadaşlara. Reklam yaratıcılarının en zor yaratım alanlarından biri de reklam filmidir. Reklam filminin en önemli yapısı ise senaryodur. Klasik senaryo şekli sağ tarafta sözlerden ve solda ise o sözlerin karşılığında yapılan hareketlerin yazılmasından oluşur.
Senaryo bir öykü şekilnde de yazılabilir. Ancak hareket ve sesleri doğru eşlemek ve bir bakışta anlayabilmek için klasik senaryo çezilgesi daha kolaylık sağlar. Günümüzde yazılan reklam senaryolarının eksikliği çekilmiş reklamın içindeki bazı dramatik unsurların eksikliinden hemen anlaşılmaktadır. Bir sinema filminde olduğu gibi reklam filminde de dramatik yapı çok önemlidir. En basit dramatik yapı, Aristotelyen drama yapısıdır. Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinin açıkça filmde olduğu anlaşılan filmlerdir. Reklam senaryosu yazacak arkadaşlara önerimiz, filmin ana fikri zihinde oluştuktan sonra, mekan, karakter ve zaman analizi ayrıca yapılmalıdır.
1- Mekan analizi: Reklam öyküsünün geçeceği alan/alanları tanımlamalı. Böylece mekanın nasıl ortam olacağı hem reklamverene hem de yönetmene net bir şekilde yardımcı olacaktır.
2- Karakter analizi: Reklam filmi oyunculu ise filmde yer alacak karakterlerin analizi de yine sunum sırasında önemli bir yardımcı analiz olacaktır. Kimlerdir, ne giyerler, ne içer nerde yaşarlar, demografik özellikleri, reklam filminde nasıl bir kostüm içinde olmalı, tiperi ve diğer psikolojik özellikleri...
3- Zaman analizi: Reklam filminin geçitği zaman dilimini açıkça ifade eden o zamanın özelliklerini anlatan açıklamadır. Dramatik yapının temel öğelerini basit şekilde üç ana bölüme ayırabiliriz. Giriş: Giriş bölümünde oyunculu bir reklam filmi ise mekan ve karakterlerin tanıtılması ile filme girilir. Genelde karakterler kendilerini oyunculukları ve sözleri ile anlatırlar. Mekan da kendini karaktere bağlı olarak sunmaya başlar. Giriş bölümünde yavaş yavaş olayın içine de girilir. Burada karakterlere göre izleyici aynı zamanda karakterle kendini özdeşleştirebilir. Gelişme (Doruk): Bu bölümde genelde markanın bir pazarlama sorunu vardır ve o sorun ortaya konur. karakter varsa başka karakterlerle olay örgüsü içinde ya olayla, ya durumla ya da birbirleriyle çatışmaya başlarlar. Böylece sorunun varlığı iyice ortaya konur. Bu bölümde izleyici de olayın içine kendini aynı marka ya da ürün/hizmet sorunu yaşadığını hissedecek şekilde girer. Sonuç: Bu bölümde genelde dış ses ya da karakterlerin kendileri sıkıntılı durumdan kurtulurlar. Rahtlama yaşanır. Marka biraz önce oluşan soruna bir çözüm getirir ve sorunu ortadan kaldırdığını ifade eder. İzleyici de rahatlar. Buna en iyi örnekler Cem Yılmaz'ın "nakliyat-bakliyat" reklam filmi, "çitliyo" markası için yapılan oyunculu filmler gibi filmlerdir. Tüm reklam filmlerini incelerseniz bu yapının az çok uygulandığını görebilirsiniz. Her reklam filmi bu dramatik yapı içinde olmayabilir. Ancak, önemli olan bir soruna giriş yapmak ve sonrasında da bu sorunu çözmektir. Teaser nedir? Teaser, ana marka filminden önce, seyirciyi meraklandırmak amacıyla yapılan ve çoğu zaman marka adının verilmediği reklamlardır. Plan nedir? Plan kameranın kesinti olmadan bir kerede çektiği görüntü birimidir. Sahne nedir? Bir olayın sürdüğü ve sonuçlandığı bölümdür. Dış Ses nedir? Dış ses, film içinde oyuncular dışında anlatıcı olarak yer alan kişi sesidir. reklam filminde genellik anlatıcı, son sözü söyleyen ya da kurumun/markanın sesidir. Efekt nedir? Reklam filminde senaryo üzerinde gösterilen insan sesi dışında filme konması planlanan seslerdir. Reklam müziği nedir? Reklam müziği çoğu kez markaya özel bestelenen ve izleyicinin duyma duyusuna seslenen ve akılda kalması için bestelenen müziktir
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler
12 Mart 2010 Cuma
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Bazı Reklamcılık Bölümü Öğrencilerinin Merek Ettikleri
Bazı sorularım var. Vaktiniz vardır umarım. Yanıtlayabilirsiniz çok sevinirim.
1- Reklam yaratım sektöründe kaç kişi var?
2- Kaç büyük ajans var? (Network ajanslar ve büyük ölçekliler)
3- Kaç büyük ajans yamağı var? (Trafo vs gibi)
4- 44 iletişim fakültesi olmasının ve her yıl en az 5000 yeni iletişimci türemesin ajanslardaki turnover'ı artırmada etkili olduğunu düşünüyor musunuz? İyi çalışmalar
1- Reklam sektöründe RYD'nin 2009 yılının ikinci yarısı yaptığı ajans İK araştırmasında (İstanbul, Ankara ve İzmir içinde yapıldı/ Bursa ve diğer illeri katmadık) 800 kadar reklam yaratıcı yönetmeni, reklam yazarı, reklam sanat yönetmeni ve grafiker olduğunu tespit ettik. Bunu sektöre açıklamadık. Bu rakam kriz dönemi rakamı. Kriz öncesi, yani 2008 yılının başında 2000'ler dolayındaydı bu rakam. Kriz ile işten çıkarmalarla bu duruma geldi. Sektör kendi içinde insan kaynağı olarak daraldı. Bu durumda bırakın yeni ve genç insanların sektöre dahil olmasını, pek çok deneyimli insan işsiz kaldı. Ve bu durum epey devam edecek.
2- Bunu Reklamcılar Derneği listesinden edinebilirsin. Yabancı büyük bütün aanslar derneğe üye. Ama üstünkörü şöyle bir rakam verebilirim. 10 büyük ajansın sadece ikisi Alameti Farika ve Marka Kürk. Bunların dışında medikal iş yapan bu ajanslar seviyesinde olup da kendini çok ortalığa çıkarmayan bir kaç ajans var.
3- Çok fazlaydı eskiden ama sanırım şimdi azaldı. Trafo alt ajans değil, internet ajansı olarak kuruldu. Hem üstteki ajansın müşterilerine hem de dışarıda müşterilere hizmet veriyor. Alt ajans diye sorarsan, TBWA'in altındaki TBWA Fushion, Güzel Sanatlar Saatchi'nin altındaki Fikir Merkezi gibi ajanslar var. Ama çoğu gizli alt ajans olarak çalışıyor. Amaçları daha düşük bütçeli küşterilere hizmet vermek ve sektörde aynı kategorideki ikinci müşteriyi de almak için o ajansı kullanmak. Çünkü, normalde çok gizli bilgiler aktarıldığı için aynı ajansta aynı sektörden (örneğin bir ajansta iki mobilya müşterisi olmaması gibi) iki müşteri alınmıyor.
4- En sorunlu nokta burası. Şöyle düşün, baban çalışıyor. 30 yıl çalışıp emekli olma hakkını kazanıyor. Sonra emekli oluyor. Reklam sektöründe emekli olma oranını neredeyse %0,1 olduğunu söylesem durumun vahimliğini sanırım anlarsın. Sektörde ajans sahipleri dahil (çünkü her krizde ajans kapatmalar oluyor) kimse neredeyse emekli olamıyor. Bunun nedeni de daha genç kuşakların daha düşük maaşlara çalışmaya razı olmaları. Temel neden bu. Bu biraz yıllarca sektörde çalışıp da yaşı geçkin olduğu için sektörden uzaklaştırılma durumunu yaşatıyor anlayacağın. Yeni gelenler ise başka bir sorunla geliyor sektöre. Nedir bu? eskiden her ajansa giren genç eleman bir usta kişinin yanında işi asistan olarak iyice öğrenirdi ve işi tam öğrendiği zaman ajnasın sürekli elemanı olurdu. Bu da yaklaşık 3 - 4 yıl sürerdi. Bu ne demek biliyor musun? Reklamcılığı gerçekten içine sindirmek demek. Ama şimdi, okuldaki bilgi ve sonrasında 2 ay staj yapılıyor ve ardından bu genç arkadaşa çok pahalı bir iş teslim ediliyor. Şimdi burada ama o genç yetenekliyse diyebilirsin. Ama öyle olmuyor. Senaryo yazarken ne yazık ki hiçbir iletişim mezunu, yazdığı senaryonun drama yapısından, kurgusundan, çekim tekniklerinden, çekim olanaklarından, oyuncu karakterinde ve analizinden, mekan analizinden, olay örgüsünden, çatışma kavramından haberdar olmadığını biliyorum. Bütün bunlar zamanla ve mutlaka öğrenilmesi gereken noktalar. İletişim mezunu arkadaşlar (hepimizin olduğu gibi) hem heyecanlı hem de kendilerini tam bir reklam yaratıcısı olarak görerek geliyor sektöre. Çünkü, ne yazık ki şu sıralar televizyonda, gazetede , dergide ve diğer yerlerde çok da iyi reklam örneklerini göremiyorlar. Bir de staja gelenlerin, örneğin reklam yazarlığını sadece televizyon ve gazete reklamı yazmak sandıklarını görüyorum. prospektüs, kullanım kılavuzu, uyarı yazıları gibi binlerce yazacakları şey olduğunu duyunca sanki tokat yemiş gibi oluyorlar. Bunları okulda öğretmiyorlar mı? Bilmiyorum. Her ajansın yapısı farklıdır. Ayrıca her ajansın müşterileri de farklıdır. Bu nedenle hem çalışma ortamı hem de müşterilerin yaptıracakları işler de farklıdır. Her ajansta televizyon reklamı yapamazsınız. Bazı ajanslarda sadece çizgi altı dediğimiz mecraya çıkmayan işler yaparsınız. Ama sonuçta sizin nerede olursanız olun, yaptığınız işle gurur duyuyor, ve en iyisini yapıyor olmanız gerekiyor. Başka ajanslarda mecraya çıkılan işleri yapan arkadaşlarınızın böbürlenmesine aldırmayın. Unutmayın, onlar o müşterileri kendileri almıyor. Çalıştıkları ajans alıyor. Türkiye'de reel sektördeki istihdam ve ihtiyaçtan çok daha fazla öğrenci okullara dahil ediliyor. Bunu RYD olarak defalarca YÖK'e ilettiğimiz rapor ve mektuplarda işledik. Ancak, Türkiye'de sizler de biliyorsunuz ki, işsizlik rakamını azaltmanın en iyi yolu gizli işsiz sayısını artırmaktır. Öğrenciler, askerler, ev kadınları, evde çalışmayan kızlarımız, emekli olmasalar da işdünyasına girememiş ama tüketen yaşlılarımız... Bunların hepsi o açıklanan komik %10'luk işsiz oranının içinde değil. YÖK de her gelen hükümetin isteğini yerine getirdiği için Türkiye'de sanki sürekli ajanslara, medyaya eleman alınıyormuş gibi her yerde iletişim fakültesi açma izni veriyorlar. Oysa bırakın okul sonrası istihdamı, o okullarda çocuklara yeterince doğru eğitim verecek öğretim görevlisi bile bulmak zor. Çoğu fakültede kadro bile yok. Reklamcılık aynı zamanda bir kendini geliştirme mesleğidir. Bu nedenle bilgi çok önemlidir. Ama sektöre giren genç arkadaşlar tek beslenme kaynağı olarak interneti görüyorlar. Acı bir durum ama staja gelen öğrenci arkadaşlara bir konu verdiğimizde araştırdıkları kaynak ekşi sözlük oluyor. Oysa hiçbir bilimsel temel iolmayan bir kaynağı kullanmalarının yanlışlığını artık bizim söylememiz bile hata. Kitap okumuyorlar, sinemaya çok az gidiyarlar, TV'de tartışma ve siyaset programı izlemedikleri için gündemi bilmiyorlar, gazete ve dergi okumuyorlar. Tüm günleri internette geçiyor. İnternette de çoğunlukla blog okuyorlar. Bilg kaynakları neler? Marketing Türkiye, Mediacat dergileri reklam için, The Brand Age dergisi marka için, IP ve digital Age internet için, Grafik Tasarım grafik tasarımcılar için önemli yerli dergiler. Ve bunlar her yerde var. Önemli siteler var. Yüklü şekilde bilgi bulunan. İletişim mezunu arkadaşlar sadece reklam ajanslarını düşünüyor genelde. Oysa dışarıda binlerce kOBi ve bunların reklam ve halkla ilişkiler departmanları var. Oralarda da çok keyifli bir çalışma ortamı olduğunu unutuyorlar. Ayrıca son yıllarda hızla yükselen yeni bir alan var, biliyorsun. İnternet dünyası. Bugün Türkiye'de sayısı hızla yükselen internet ajansları var ve ciddi şekilde eleman eksikliği yaşıyorlar. Tabii ki bilgi sahibi ve yetenekli elemanlar arıyorlar. Bu ajanslar da sizler için yeni bir alan artık. Doğrudan pazarlama şirketleri de yine son yıllarda gittikçe çok iş yapan tanıtım kurumlarından. Bu şirketler de sizleri bekliyor. Halkla ilişkiler şirketlerini zaten biliyorsunuz. Medya satınalma ve medya planlama şirketleri... Reklamverenlerin en çok ilgilendikleri alan artık burası. Bu alan da sizleri bekliyor. Şimdi, tekrar reklam ajanslarına dönecek olursak, Reklam ajanslarında temelde üç ana alan bulunuyor.
1- Stratejik planlama
2- müşteri grubu
3- yaratıcı grup
Reklam sektöründe işe başlayacak arkadaşlara hemen hatırlatmak isterim. Sektörde sabah 9, akşam 6 gibi bir saat sınırı yoktur. Gelen iş bitene kadar, hatta bazen sabahlayıp günlerce eve gitemeden çalışılır. Fazla mesai saati diye bir durum yoktur. Çünkü, bir ajansta bulunma koşulunuz aslında saat üzerinden çalışma değil, işi tamamlama üzerindendir. Bu da sizin yeteneğinize göre bazen bir saatte biterken bazen asla bir fikir bulamayabilirsiniz ve zamanınız ajansta, müşterinin de onaylayacağı doğru fikri bulmaya çalışmakla geçer. Sizin bulduğunuz fikir en yaratıcı, en doğru çözüm değildir. Markaya uygun ve müşterinin onaylayacağı iş bitmiştir. Unutmayın her zaman sizin yaptığınız işten daha iyisini yapan birileri mutlaka çıkabilir. Şimdilik söyleyeceklerimiz bu kadar.
Bazı sorularım var. Vaktiniz vardır umarım. Yanıtlayabilirsiniz çok sevinirim.
1- Reklam yaratım sektöründe kaç kişi var?
2- Kaç büyük ajans var? (Network ajanslar ve büyük ölçekliler)
3- Kaç büyük ajans yamağı var? (Trafo vs gibi)
4- 44 iletişim fakültesi olmasının ve her yıl en az 5000 yeni iletişimci türemesin ajanslardaki turnover'ı artırmada etkili olduğunu düşünüyor musunuz? İyi çalışmalar
1- Reklam sektöründe RYD'nin 2009 yılının ikinci yarısı yaptığı ajans İK araştırmasında (İstanbul, Ankara ve İzmir içinde yapıldı/ Bursa ve diğer illeri katmadık) 800 kadar reklam yaratıcı yönetmeni, reklam yazarı, reklam sanat yönetmeni ve grafiker olduğunu tespit ettik. Bunu sektöre açıklamadık. Bu rakam kriz dönemi rakamı. Kriz öncesi, yani 2008 yılının başında 2000'ler dolayındaydı bu rakam. Kriz ile işten çıkarmalarla bu duruma geldi. Sektör kendi içinde insan kaynağı olarak daraldı. Bu durumda bırakın yeni ve genç insanların sektöre dahil olmasını, pek çok deneyimli insan işsiz kaldı. Ve bu durum epey devam edecek.
2- Bunu Reklamcılar Derneği listesinden edinebilirsin. Yabancı büyük bütün aanslar derneğe üye. Ama üstünkörü şöyle bir rakam verebilirim. 10 büyük ajansın sadece ikisi Alameti Farika ve Marka Kürk. Bunların dışında medikal iş yapan bu ajanslar seviyesinde olup da kendini çok ortalığa çıkarmayan bir kaç ajans var.
3- Çok fazlaydı eskiden ama sanırım şimdi azaldı. Trafo alt ajans değil, internet ajansı olarak kuruldu. Hem üstteki ajansın müşterilerine hem de dışarıda müşterilere hizmet veriyor. Alt ajans diye sorarsan, TBWA'in altındaki TBWA Fushion, Güzel Sanatlar Saatchi'nin altındaki Fikir Merkezi gibi ajanslar var. Ama çoğu gizli alt ajans olarak çalışıyor. Amaçları daha düşük bütçeli küşterilere hizmet vermek ve sektörde aynı kategorideki ikinci müşteriyi de almak için o ajansı kullanmak. Çünkü, normalde çok gizli bilgiler aktarıldığı için aynı ajansta aynı sektörden (örneğin bir ajansta iki mobilya müşterisi olmaması gibi) iki müşteri alınmıyor.
4- En sorunlu nokta burası. Şöyle düşün, baban çalışıyor. 30 yıl çalışıp emekli olma hakkını kazanıyor. Sonra emekli oluyor. Reklam sektöründe emekli olma oranını neredeyse %0,1 olduğunu söylesem durumun vahimliğini sanırım anlarsın. Sektörde ajans sahipleri dahil (çünkü her krizde ajans kapatmalar oluyor) kimse neredeyse emekli olamıyor. Bunun nedeni de daha genç kuşakların daha düşük maaşlara çalışmaya razı olmaları. Temel neden bu. Bu biraz yıllarca sektörde çalışıp da yaşı geçkin olduğu için sektörden uzaklaştırılma durumunu yaşatıyor anlayacağın. Yeni gelenler ise başka bir sorunla geliyor sektöre. Nedir bu? eskiden her ajansa giren genç eleman bir usta kişinin yanında işi asistan olarak iyice öğrenirdi ve işi tam öğrendiği zaman ajnasın sürekli elemanı olurdu. Bu da yaklaşık 3 - 4 yıl sürerdi. Bu ne demek biliyor musun? Reklamcılığı gerçekten içine sindirmek demek. Ama şimdi, okuldaki bilgi ve sonrasında 2 ay staj yapılıyor ve ardından bu genç arkadaşa çok pahalı bir iş teslim ediliyor. Şimdi burada ama o genç yetenekliyse diyebilirsin. Ama öyle olmuyor. Senaryo yazarken ne yazık ki hiçbir iletişim mezunu, yazdığı senaryonun drama yapısından, kurgusundan, çekim tekniklerinden, çekim olanaklarından, oyuncu karakterinde ve analizinden, mekan analizinden, olay örgüsünden, çatışma kavramından haberdar olmadığını biliyorum. Bütün bunlar zamanla ve mutlaka öğrenilmesi gereken noktalar. İletişim mezunu arkadaşlar (hepimizin olduğu gibi) hem heyecanlı hem de kendilerini tam bir reklam yaratıcısı olarak görerek geliyor sektöre. Çünkü, ne yazık ki şu sıralar televizyonda, gazetede , dergide ve diğer yerlerde çok da iyi reklam örneklerini göremiyorlar. Bir de staja gelenlerin, örneğin reklam yazarlığını sadece televizyon ve gazete reklamı yazmak sandıklarını görüyorum. prospektüs, kullanım kılavuzu, uyarı yazıları gibi binlerce yazacakları şey olduğunu duyunca sanki tokat yemiş gibi oluyorlar. Bunları okulda öğretmiyorlar mı? Bilmiyorum. Her ajansın yapısı farklıdır. Ayrıca her ajansın müşterileri de farklıdır. Bu nedenle hem çalışma ortamı hem de müşterilerin yaptıracakları işler de farklıdır. Her ajansta televizyon reklamı yapamazsınız. Bazı ajanslarda sadece çizgi altı dediğimiz mecraya çıkmayan işler yaparsınız. Ama sonuçta sizin nerede olursanız olun, yaptığınız işle gurur duyuyor, ve en iyisini yapıyor olmanız gerekiyor. Başka ajanslarda mecraya çıkılan işleri yapan arkadaşlarınızın böbürlenmesine aldırmayın. Unutmayın, onlar o müşterileri kendileri almıyor. Çalıştıkları ajans alıyor. Türkiye'de reel sektördeki istihdam ve ihtiyaçtan çok daha fazla öğrenci okullara dahil ediliyor. Bunu RYD olarak defalarca YÖK'e ilettiğimiz rapor ve mektuplarda işledik. Ancak, Türkiye'de sizler de biliyorsunuz ki, işsizlik rakamını azaltmanın en iyi yolu gizli işsiz sayısını artırmaktır. Öğrenciler, askerler, ev kadınları, evde çalışmayan kızlarımız, emekli olmasalar da işdünyasına girememiş ama tüketen yaşlılarımız... Bunların hepsi o açıklanan komik %10'luk işsiz oranının içinde değil. YÖK de her gelen hükümetin isteğini yerine getirdiği için Türkiye'de sanki sürekli ajanslara, medyaya eleman alınıyormuş gibi her yerde iletişim fakültesi açma izni veriyorlar. Oysa bırakın okul sonrası istihdamı, o okullarda çocuklara yeterince doğru eğitim verecek öğretim görevlisi bile bulmak zor. Çoğu fakültede kadro bile yok. Reklamcılık aynı zamanda bir kendini geliştirme mesleğidir. Bu nedenle bilgi çok önemlidir. Ama sektöre giren genç arkadaşlar tek beslenme kaynağı olarak interneti görüyorlar. Acı bir durum ama staja gelen öğrenci arkadaşlara bir konu verdiğimizde araştırdıkları kaynak ekşi sözlük oluyor. Oysa hiçbir bilimsel temel iolmayan bir kaynağı kullanmalarının yanlışlığını artık bizim söylememiz bile hata. Kitap okumuyorlar, sinemaya çok az gidiyarlar, TV'de tartışma ve siyaset programı izlemedikleri için gündemi bilmiyorlar, gazete ve dergi okumuyorlar. Tüm günleri internette geçiyor. İnternette de çoğunlukla blog okuyorlar. Bilg kaynakları neler? Marketing Türkiye, Mediacat dergileri reklam için, The Brand Age dergisi marka için, IP ve digital Age internet için, Grafik Tasarım grafik tasarımcılar için önemli yerli dergiler. Ve bunlar her yerde var. Önemli siteler var. Yüklü şekilde bilgi bulunan. İletişim mezunu arkadaşlar sadece reklam ajanslarını düşünüyor genelde. Oysa dışarıda binlerce kOBi ve bunların reklam ve halkla ilişkiler departmanları var. Oralarda da çok keyifli bir çalışma ortamı olduğunu unutuyorlar. Ayrıca son yıllarda hızla yükselen yeni bir alan var, biliyorsun. İnternet dünyası. Bugün Türkiye'de sayısı hızla yükselen internet ajansları var ve ciddi şekilde eleman eksikliği yaşıyorlar. Tabii ki bilgi sahibi ve yetenekli elemanlar arıyorlar. Bu ajanslar da sizler için yeni bir alan artık. Doğrudan pazarlama şirketleri de yine son yıllarda gittikçe çok iş yapan tanıtım kurumlarından. Bu şirketler de sizleri bekliyor. Halkla ilişkiler şirketlerini zaten biliyorsunuz. Medya satınalma ve medya planlama şirketleri... Reklamverenlerin en çok ilgilendikleri alan artık burası. Bu alan da sizleri bekliyor. Şimdi, tekrar reklam ajanslarına dönecek olursak, Reklam ajanslarında temelde üç ana alan bulunuyor.
1- Stratejik planlama
2- müşteri grubu
3- yaratıcı grup
Reklam sektöründe işe başlayacak arkadaşlara hemen hatırlatmak isterim. Sektörde sabah 9, akşam 6 gibi bir saat sınırı yoktur. Gelen iş bitene kadar, hatta bazen sabahlayıp günlerce eve gitemeden çalışılır. Fazla mesai saati diye bir durum yoktur. Çünkü, bir ajansta bulunma koşulunuz aslında saat üzerinden çalışma değil, işi tamamlama üzerindendir. Bu da sizin yeteneğinize göre bazen bir saatte biterken bazen asla bir fikir bulamayabilirsiniz ve zamanınız ajansta, müşterinin de onaylayacağı doğru fikri bulmaya çalışmakla geçer. Sizin bulduğunuz fikir en yaratıcı, en doğru çözüm değildir. Markaya uygun ve müşterinin onaylayacağı iş bitmiştir. Unutmayın her zaman sizin yaptığınız işten daha iyisini yapan birileri mutlaka çıkabilir. Şimdilik söyleyeceklerimiz bu kadar.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
9 Mart 2010 Salı
Şiirlerim ve Mahir Ziya
Kadınım Yokluğun Adı
Bir Kadın vardı hayatımda
Daha hayat yokken kadınımda
Bir hayat vardı hayalimde, kadınım
Sen olmaksızın sesiz kalmaksızın
Güzel gözlerinde sensizliği Tadmaksızın
hayalin tadı yoktu
Hep hayalin sesi vardı
Kulak kesilmeksizin
Bir Kadın vardı hayatımda
Yok oldu demeksizin
Hayat hep vardı,
O hep yok oldu...
Bir Kadın vardı hayatımda
Daha hayat yokken kadınımda
Bir hayat vardı hayalimde, kadınım
Sen olmaksızın sesiz kalmaksızın
Güzel gözlerinde sensizliği Tadmaksızın
hayalin tadı yoktu
Hep hayalin sesi vardı
Kulak kesilmeksizin
Bir Kadın vardı hayatımda
Yok oldu demeksizin
Hayat hep vardı,
O hep yok oldu...
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Şiirlerim ve Mahir Ziya
7 Mart 2010 Pazar
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Hangi Araştırma?
Markaların en önemli sorunu markaları ya da ürünleri ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır. Peki markalar aslında hangi bilgiye sahip olmalılar? Ve bu bilgiye nasıl sahip olurlar? Markalar pazardaki mevcut ürün/markalarının pazarlama sorunları ya da pazara yeni çıkaracakları ürünleri için - Tüketici tercihi- Hedef kitle profili- Pazar dinamikleri gibi bilgilere sahip olmaları gerekir.
Bu bilgilere de eşe dosta sorarak, pazara çıkıp bizzat market market gezip kişisel gözlem yaparak sahip olunmaz. Bu yöntem eskiden doğru olabilirdi. Çünkü eskiden bu kadar pazar, bu kadar yoğun kitle, bu kadar farklı segmentler, bu kadar kitle iletişim araçları yoktu. Artık marka sahiplerinin markalarına yön verebilmeleri için bilimsel araştırmalara sahip olmaları gerekiyor. Ama markalar bu bilgilere ulaşmak ve markaları için oluşturacakları stratejilerde hangi araştırmaları yapacaklarını da pek bilmemektedirler. • Kalitatif Araştırmalar: Temelinde nedenselliğin bulunmaya çalışıldığı araştırmalardır. Bu araştırmalarda alınabilecek cevaplar daha derine inilebilen araştırmalardır. Özet olarak sayısal değil sözel verilerin derlenmesidir. • Kantitatif Araştırmalar:Verilerin istatistiki temelde sayısal olarak sonuçlandırıldığı araştırmalardır. Araştırmanın kalitatif ya da kantitatif (ya da her ikisi birden) yapılıp yapılmayacağı araştırma kurmu ile yapılacak ortak tartışmalarda ortaya çıkarılması sağlıklıdır. Araştırmalar reklam üzerine yapılacaksa, pretest ve posttest araştırmalar yapılabilir. Pretest araştırmalarının amacı, reklam yayınlanmadan önce ilgili örnek kitleye reklamın ve mesajın doğru algılanıp algılanmadığı, ne hissettirdiği, markaya uygun olup olmadığı gibi bilgiler alınarak reklamda revize şansı yaratır.
Posttest araştırmalarının amacı ise, yayınlanan reklamın ilgili örnek kitle üzerinde etkili olup olmadığı, ulaşıp ulaşmadığı, mesajın başarısı, yapılan reklam harcamasının doğru kullanılıp kullanılmadığı bilgilerine ulaşılır. Araştırmalar ile markaların ürünü pazara çıkarmadan önce, ürün pazarda ise ürünü geliştirme ve değiştirme, reklam üzerine yapılıyorsa reklamın yapımı öncesi ve sonrasında da değiştirilmesi durumlarından gereksiz masraflardan kurtulma olanağı ortaya çıkar. Aynı zamanda medya planının testi de yapılmış olunur. Tüketici tercihi, pazar dinamikleri gibi araştırmalar aynı zamanda reklamverenlerin reklam ajnaslarına sağlayacakları çok önemli verilerdir. Bu veriler sayesinde reklam ajansları markanın mesajını ve iletişim çalışmasını oluştururken sağlıklı bir nokta atışını yakalamış olurlar. Her araştırma kurumunun hemen hemen aynı konularda farklı içeriklere, yaklaşımlara ve isimlere sahip araştırma modelleri mevcuttur. Bu nedenle yukarıda da belirtitğmiiz üzere reklamveren ilgili modeli seçeceği kurumu ve modeli karşılıklı görüşmelerle kararlaştırır. Markalar, araştırma yapmak için kurumsallaşmış araştırma kuruluşları ile çalışmalıdırlar.
Markaların en önemli sorunu markaları ya da ürünleri ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır. Peki markalar aslında hangi bilgiye sahip olmalılar? Ve bu bilgiye nasıl sahip olurlar? Markalar pazardaki mevcut ürün/markalarının pazarlama sorunları ya da pazara yeni çıkaracakları ürünleri için - Tüketici tercihi- Hedef kitle profili- Pazar dinamikleri gibi bilgilere sahip olmaları gerekir.
Bu bilgilere de eşe dosta sorarak, pazara çıkıp bizzat market market gezip kişisel gözlem yaparak sahip olunmaz. Bu yöntem eskiden doğru olabilirdi. Çünkü eskiden bu kadar pazar, bu kadar yoğun kitle, bu kadar farklı segmentler, bu kadar kitle iletişim araçları yoktu. Artık marka sahiplerinin markalarına yön verebilmeleri için bilimsel araştırmalara sahip olmaları gerekiyor. Ama markalar bu bilgilere ulaşmak ve markaları için oluşturacakları stratejilerde hangi araştırmaları yapacaklarını da pek bilmemektedirler. • Kalitatif Araştırmalar: Temelinde nedenselliğin bulunmaya çalışıldığı araştırmalardır. Bu araştırmalarda alınabilecek cevaplar daha derine inilebilen araştırmalardır. Özet olarak sayısal değil sözel verilerin derlenmesidir. • Kantitatif Araştırmalar:Verilerin istatistiki temelde sayısal olarak sonuçlandırıldığı araştırmalardır. Araştırmanın kalitatif ya da kantitatif (ya da her ikisi birden) yapılıp yapılmayacağı araştırma kurmu ile yapılacak ortak tartışmalarda ortaya çıkarılması sağlıklıdır. Araştırmalar reklam üzerine yapılacaksa, pretest ve posttest araştırmalar yapılabilir. Pretest araştırmalarının amacı, reklam yayınlanmadan önce ilgili örnek kitleye reklamın ve mesajın doğru algılanıp algılanmadığı, ne hissettirdiği, markaya uygun olup olmadığı gibi bilgiler alınarak reklamda revize şansı yaratır.
Posttest araştırmalarının amacı ise, yayınlanan reklamın ilgili örnek kitle üzerinde etkili olup olmadığı, ulaşıp ulaşmadığı, mesajın başarısı, yapılan reklam harcamasının doğru kullanılıp kullanılmadığı bilgilerine ulaşılır. Araştırmalar ile markaların ürünü pazara çıkarmadan önce, ürün pazarda ise ürünü geliştirme ve değiştirme, reklam üzerine yapılıyorsa reklamın yapımı öncesi ve sonrasında da değiştirilmesi durumlarından gereksiz masraflardan kurtulma olanağı ortaya çıkar. Aynı zamanda medya planının testi de yapılmış olunur. Tüketici tercihi, pazar dinamikleri gibi araştırmalar aynı zamanda reklamverenlerin reklam ajnaslarına sağlayacakları çok önemli verilerdir. Bu veriler sayesinde reklam ajansları markanın mesajını ve iletişim çalışmasını oluştururken sağlıklı bir nokta atışını yakalamış olurlar. Her araştırma kurumunun hemen hemen aynı konularda farklı içeriklere, yaklaşımlara ve isimlere sahip araştırma modelleri mevcuttur. Bu nedenle yukarıda da belirtitğmiiz üzere reklamveren ilgili modeli seçeceği kurumu ve modeli karşılıklı görüşmelerle kararlaştırır. Markalar, araştırma yapmak için kurumsallaşmış araştırma kuruluşları ile çalışmalıdırlar.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler
5 Mart 2010 Cuma
Şiirlerim ve Mahir Ziya
Mahir Ziya Divanı
Bir hayat ki kayıtsız olsun
Hayat ki sevgisiz kalmasın
Bir hayat ki lafsız yalansız olsun
Hayatım olsun olmasınmın kalsın kalmasın
Hayatta olanda olmayanda kalmasın
Gerçekler gerçek gibi
Yalanlar yalanın söylenmediği
Hayatta kalanlar hayatın kalmadığı
İnsanlar İnsanca kalmasada
Dünya'nın insana inasanın tamamlayanına
İhtiyacının kalmadığı yerde
Tamamlayanın yerinde duramadığı
Sözün sensiz sensizliğin söz
Şiirin sen senin siir olmadığın yerde
Şiir kalsa sensiz
Şiirin sadakiti sorgulananda
Kalbine yenik düşen sevgiyle
Ne pişmanlıktır seveninki
Ne bile bile bimezliktir sevginin ki
Bir hayat ki kayıtsız olsun
Hayat ki sevgisiz kalmasın
Bir hayat ki lafsız yalansız olsun
Hayatım olsun olmasınmın kalsın kalmasın
Hayatta olanda olmayanda kalmasın
Gerçekler gerçek gibi
Yalanlar yalanın söylenmediği
Hayatta kalanlar hayatın kalmadığı
İnsanlar İnsanca kalmasada
Dünya'nın insana inasanın tamamlayanına
İhtiyacının kalmadığı yerde
Tamamlayanın yerinde duramadığı
Sözün sensiz sensizliğin söz
Şiirin sen senin siir olmadığın yerde
Şiir kalsa sensiz
Şiirin sadakiti sorgulananda
Kalbine yenik düşen sevgiyle
Ne pişmanlıktır seveninki
Ne bile bile bimezliktir sevginin ki
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Şiirlerim ve Mahir Ziya
3 Mart 2010 Çarşamba
Bir Kaç Kitap Önerisi
Madem seçimler yaklaşıyor,
o zaman İlgilenen iletişimciler için kısa bir kaynak listesini vermek gerekir. Kitap ve yazar isimleri aşağıdadır.
Siyasal İletişim Yönetimi / Ferruh UZTUĞ
Siyasal Marka / Ferruh UZTUĞ
Siyasette Güvenlirlik İmajı / Mehmet Fidan
Reklamcılık ve Siyasal Reklamcılık / Oktay Taş
Siyasal Reklamcılık / Hıfzı Topuz
Siyasal İletişimi Anlamak / Oya Tokgöz
Siyaset Sosyolojisi / Maurice Duverger
Modern Türkiye'de Siyesi Düşünce / Tanıl Bora
Türkiye'nin Siyasal Rejimi 1980-1989 / Taha Parla
Türkiye'de Siyasi Parti Seçmenlerinin nitelikleri, Kimlikleri ve Eğilimleri / Necat Erder
Türkiye'de Siyasal Katılım / M. KÜÇÜKYILMAZ, M. Mücahit
Politikanın İletişimi İletişimin Politikası / Eser Köker
Siyasal İletişim / Aysel Aziz
Nutuk / M. K. Atatürk
Seçim Zamanı Siyasal Kampanyalar / Hans Anker, Pav Baines 2.004 ve 2.005
19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler / Birsen Örs
Türkiye'de Toplum ve Siyaset Makaleler / Şerif Mardin
Siyasi İktidarın Cinsiyeti / Cemal Bali Akal
Türk Sagi ve AKP / Hasan Bülent Kahraman
Siyasal Düşünceler Tarihi / Çetin Yetkin
Çamurda Dans / Ayten Görgün
Siyasal Değer / Bahar Eroğlu Yalın
İletişime Yeni Yaklaşımlar / Demet Gürüz, Ayşen Temel
Politika ve Propaganda / Jean-Marie Domenach
SİYASİ PARTİLER / Maurice Duverger
Siyasette Felsefe Medya ve Ahlak / Serdar Taşçı
Siyasal İletişim / Ahmet Kalender
Parti Seçmenlerinin Siyasal Yönelimlerine Etki Eden Sosyoekonomik Faktörler / Şaban Sitembölükbaşı
Türkiye'de Yerel seçimler / Ali Eşref Turan
Sosyal Psikolojik Açıdan Kamuoyu ve Siyaset / Ali Dönmez
Siyasal İletişim Stratejileri / Abdullah Özkan
Postmodern Paradoks ve Siyaset / Bülent Evre
Politikada Şiddet / Taha Akyol
Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar Tanımlar Yaklaşımlar / Nur Vergin
Siyaset / MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Siyasetini Arayan Ülke / Doğu Ergil
Siyaset Teorisinde Mükemmeliyetçilik / Zekeriya Tüysüz
Siyasal Tarih / Toktamış Ateş
Siyasette Merkezi Yeniden Kurmak / Ufuk Söylemez
Hukuk Ahlak ve Siyaset Üzerine / Arthur Schopenhauer
Türkiye'de Siyasal Sosyalleşme ve Siyasal Sembolizm / Mimar Türkkahraman
Türkiye'de Bir Grup Genç Siyasetle İlgilenirse Ne Olur / Tuna Bekleviç.
o zaman İlgilenen iletişimciler için kısa bir kaynak listesini vermek gerekir. Kitap ve yazar isimleri aşağıdadır.
Siyasal İletişim Yönetimi / Ferruh UZTUĞ
Siyasal Marka / Ferruh UZTUĞ
Siyasette Güvenlirlik İmajı / Mehmet Fidan
Reklamcılık ve Siyasal Reklamcılık / Oktay Taş
Siyasal Reklamcılık / Hıfzı Topuz
Siyasal İletişimi Anlamak / Oya Tokgöz
Siyaset Sosyolojisi / Maurice Duverger
Modern Türkiye'de Siyesi Düşünce / Tanıl Bora
Türkiye'nin Siyasal Rejimi 1980-1989 / Taha Parla
Türkiye'de Siyasi Parti Seçmenlerinin nitelikleri, Kimlikleri ve Eğilimleri / Necat Erder
Türkiye'de Siyasal Katılım / M. KÜÇÜKYILMAZ, M. Mücahit
Politikanın İletişimi İletişimin Politikası / Eser Köker
Siyasal İletişim / Aysel Aziz
Nutuk / M. K. Atatürk
Seçim Zamanı Siyasal Kampanyalar / Hans Anker, Pav Baines 2.004 ve 2.005
19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler / Birsen Örs
Türkiye'de Toplum ve Siyaset Makaleler / Şerif Mardin
Siyasi İktidarın Cinsiyeti / Cemal Bali Akal
Türk Sagi ve AKP / Hasan Bülent Kahraman
Siyasal Düşünceler Tarihi / Çetin Yetkin
Çamurda Dans / Ayten Görgün
Siyasal Değer / Bahar Eroğlu Yalın
İletişime Yeni Yaklaşımlar / Demet Gürüz, Ayşen Temel
Politika ve Propaganda / Jean-Marie Domenach
SİYASİ PARTİLER / Maurice Duverger
Siyasette Felsefe Medya ve Ahlak / Serdar Taşçı
Siyasal İletişim / Ahmet Kalender
Parti Seçmenlerinin Siyasal Yönelimlerine Etki Eden Sosyoekonomik Faktörler / Şaban Sitembölükbaşı
Türkiye'de Yerel seçimler / Ali Eşref Turan
Sosyal Psikolojik Açıdan Kamuoyu ve Siyaset / Ali Dönmez
Siyasal İletişim Stratejileri / Abdullah Özkan
Postmodern Paradoks ve Siyaset / Bülent Evre
Politikada Şiddet / Taha Akyol
Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar Tanımlar Yaklaşımlar / Nur Vergin
Siyaset / MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Siyasetini Arayan Ülke / Doğu Ergil
Siyaset Teorisinde Mükemmeliyetçilik / Zekeriya Tüysüz
Siyasal Tarih / Toktamış Ateş
Siyasette Merkezi Yeniden Kurmak / Ufuk Söylemez
Hukuk Ahlak ve Siyaset Üzerine / Arthur Schopenhauer
Türkiye'de Siyasal Sosyalleşme ve Siyasal Sembolizm / Mimar Türkkahraman
Türkiye'de Bir Grup Genç Siyasetle İlgilenirse Ne Olur / Tuna Bekleviç.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bir Kaç Kitap Önerisi
2 Mart 2010 Salı
Şiirlerim ve Mahir Ziya
Sensiz Şiir
Sensiz bir denizdi yalnızlığım
Sensiz deniz içinde kalabalıklığım
Gözyaşı içinde yok olmuşluğum
Kalabalıklar içinde sensizliğim
Geldin kalmışlığımda devamlılığım
Bir anda gittin!
Devamında film bitmişliğim
Ne olur gitmeseydin!...
Ah birde gitmeseydim!
Şimdi ne pişman olmuşluğum...
Sensiz bir denizdi yalnızlığım
Sensiz deniz içinde kalabalıklığım
Gözyaşı içinde yok olmuşluğum
Kalabalıklar içinde sensizliğim
Geldin kalmışlığımda devamlılığım
Bir anda gittin!
Devamında film bitmişliğim
Ne olur gitmeseydin!...
Ah birde gitmeseydim!
Şimdi ne pişman olmuşluğum...
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Şiirlerim ve Mahir Ziya
Genel Haber ve Duyurular
Uluslar Arası Ekslibris Yarışması
Uluslararası Ekslibris Yarışması'nın www.aed.org.tr adresindeki duyurusundan... Ayrıntılı bilgiyi siteden edinebilirsiniz.
Değerli Ekslibris Sanatçıları, Tasarımcıları ve Üyelerimiz,
Sizleri, İstanbul Ekslibris Derneği, Feyziye Mektepleri Vakfı ve Işık Üniversitesi'nin birlikte organize ettiği; 25 - 29 Ağustos 2010 tarihlerinde İstanbul'da yapılacak 33. FISAE Uluslararası Ekslibris Kongresi'ne ve Ekslibris Yarışması'na davet etmekten mutluluk duyuyorum.
Ekslibris kongresi ve yarışmasının amacı, Türkiye'nin ekslibris sanatında geldiği noktayı uluslararası platforma taşımak, ekslibris yoluyla ülkemizi, kültür ve sanatımızı yurt dışına tanıtmak, dünya ülkeleri arasında bir kültür köprüsü yaratmak, özgün ekslibris çalışmalarını değerlendirmek, ekslibris sanatının yaygınlaşmasını sağlamak ve yaratıcılarını teşvik etmektir. Bu kongrede 40'a yakın ülkenin ekslibris sanatçıları, tasarımcıları ve koleksiyoncuları bir araya gelecek, ekslibris değiş tokuşu yapacak, birbirleriyle kaynaşma fırsatı bulacaktır. Çeşitli sergiler, müzeler görülecek, tekne ile boğaz turu yapılacaktır.
İstanbul dışından gelecek katılımcılar ekte sunulan konaklama seçeneklerini de düşünebilirler. Yalnız İTÜ yurtlarından yararlanmak isteyenlerin hasipp@ttmail.com'a bilgi vermeleri gerekmektedir. Kent merkezinden kongrenin yapılacağı Maslak'taki Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne metro, otobüs ve dolmuşlarla kolayca ulaşılabilmektedir. Katılımınız ile daha da anlam kazanacak bu kongre ve yarışmayı şimdiden programınıza almanızı tavsiye ederiz. Kongreye katılmakla, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'u ve kültürel etkinlikleri farklı bir açıdan görme fırsatı da bulacaksınız.
İşbirliğiniz ve destekleriniz için teşekkür eder, sizleri İstanbul'da ağırlamaktan büyük mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. İstanbul'a, ekslibris kongresine bekliyoruz.
Saygılarımla.
Uluslararası Ekslibris Yarışması'nın www.aed.org.tr adresindeki duyurusundan... Ayrıntılı bilgiyi siteden edinebilirsiniz.
Değerli Ekslibris Sanatçıları, Tasarımcıları ve Üyelerimiz,
Sizleri, İstanbul Ekslibris Derneği, Feyziye Mektepleri Vakfı ve Işık Üniversitesi'nin birlikte organize ettiği; 25 - 29 Ağustos 2010 tarihlerinde İstanbul'da yapılacak 33. FISAE Uluslararası Ekslibris Kongresi'ne ve Ekslibris Yarışması'na davet etmekten mutluluk duyuyorum.
Ekslibris kongresi ve yarışmasının amacı, Türkiye'nin ekslibris sanatında geldiği noktayı uluslararası platforma taşımak, ekslibris yoluyla ülkemizi, kültür ve sanatımızı yurt dışına tanıtmak, dünya ülkeleri arasında bir kültür köprüsü yaratmak, özgün ekslibris çalışmalarını değerlendirmek, ekslibris sanatının yaygınlaşmasını sağlamak ve yaratıcılarını teşvik etmektir. Bu kongrede 40'a yakın ülkenin ekslibris sanatçıları, tasarımcıları ve koleksiyoncuları bir araya gelecek, ekslibris değiş tokuşu yapacak, birbirleriyle kaynaşma fırsatı bulacaktır. Çeşitli sergiler, müzeler görülecek, tekne ile boğaz turu yapılacaktır.
İstanbul dışından gelecek katılımcılar ekte sunulan konaklama seçeneklerini de düşünebilirler. Yalnız İTÜ yurtlarından yararlanmak isteyenlerin hasipp@ttmail.com'a bilgi vermeleri gerekmektedir. Kent merkezinden kongrenin yapılacağı Maslak'taki Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne metro, otobüs ve dolmuşlarla kolayca ulaşılabilmektedir. Katılımınız ile daha da anlam kazanacak bu kongre ve yarışmayı şimdiden programınıza almanızı tavsiye ederiz. Kongreye katılmakla, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'u ve kültürel etkinlikleri farklı bir açıdan görme fırsatı da bulacaksınız.
İşbirliğiniz ve destekleriniz için teşekkür eder, sizleri İstanbul'da ağırlamaktan büyük mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. İstanbul'a, ekslibris kongresine bekliyoruz.
Saygılarımla.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Genel Haberler Duyurular
25 Şubat 2010 Perşembe
Bazı Örnek İlistrasyonlar ve Dijital Resim
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bazı örnek İlistrasyonlar
İnsanla İlgili Bazı Notlar
Besinlerimiz ve biz
MSG NEDİR?...
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.
MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticil erinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir
sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma
mekanizmasında bozukluk,
obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı, insülinde
artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara
maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS'lerde çok kullanılmakta. Hazır köfte harçları, Et suyu
tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri
bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri
insaf, merhamet
gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla de ğil, görsel yollar ile de beyinlerimize
kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya
tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz.
Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamull eri üretenler !....
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler.
çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar,
asabi çocuklar,
9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının
ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar. Hastalıkları
üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler.
Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan,
sakıncalı hazır gıdalara varana
kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumu
ciddiyetini anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından,yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli
olmasını istemezler.
Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık
tehlikesi yaklaşan bir dünyada,
Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,
Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada
yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !.....LÜTFEN ... MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÇOK KİŞİYE GÖNDERİNİZZZZZZZZZZ.
MSG NEDİR?...
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.
MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticil erinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir
sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma
mekanizmasında bozukluk,
obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı, insülinde
artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara
maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS'lerde çok kullanılmakta. Hazır köfte harçları, Et suyu
tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri
bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri
insaf, merhamet
gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla de ğil, görsel yollar ile de beyinlerimize
kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya
tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz.
Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamull eri üretenler !....
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler.
çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar,
asabi çocuklar,
9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının
ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar. Hastalıkları
üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler.
Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan,
sakıncalı hazır gıdalara varana
kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumu
ciddiyetini anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından,yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli
olmasını istemezler.
Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık
tehlikesi yaklaşan bir dünyada,
Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,
Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada
yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !.....LÜTFEN ... MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÇOK KİŞİYE GÖNDERİNİZZZZZZZZZZ.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
İnsala ilgili Bazı Notlar
23 Şubat 2010 Salı
Ben Mahir Ziya OKAN
HAKKINDA
Soğuk bir kış günü Kasım ayının 19'unda dünyaya geldim. Bu gün 42'li yaşlarını sürüyorum. İlkokul ortaokul ve liseyi normal lisede bitiren bu insan Üniversiteyi Anadolu Üniversitesi işletme fakülteşinde bitirdi, bir süre sonra Gazi Üniversitesi Matbaa Öğretmemliği Bölümünde iki yıl eğitim aldı, daha çocukken yaşamına giren resim sanatı ile işletmeciliği birleştirerek ERAMEDYA'YI kurdu .
Blogunda Grafik Tasarım, Resim Sanatı, Genel İşletme ve İktisat, Sanatın İşletmeciliği, Karikatür Sanatı, Grafik Tasarım da Tasarım Problemleri, Yazdığı Romanların bir kısmı Sosyoylji Felsefe Tiyatro Sanatı ve Gerekli gördüğü diğer konular hakkında eğitimler verecektir
Ancak Susattıran Reklam Su Sattırır !
Eramedya Özel Olarak Kurumsal Kimlik, Katalog Yapımı, Logo Tasarımı, Prestij Katalogu, Kartvizit Ve Broşür Tasarımı, Promosyon, İnsert, Dergi Ve Kitap Tasarımı, Genel Olarak Tüm Matbaa Çeşitlerinde Hizmet Vermektedir.
Hizmet alanımız satış ve üretim sürecindeki gereksinimlerin karşılanmasından bir firmanın ticari ürünün tanıtılması kurumsal kimliğinin dolayısıyla markanın yaratılmasına değin geniş bir aralığa karşılık gelmektedir. Reklâm da bir yatırımdır ticari amaçlarımıza ulaşmak için yatırımlınızın hedefe ulaşması gerekmektedir. Çalışma ilkemiz müşterimizin yaptığı harcamanın amacına ulaşması ve uzun soluklu ticari ilişkilerin geliştirilmesidir. bu ikisinin birbirine bağlı olduğunun bilincindeyiz size işinizin özgün gereksinimlerinden standart gereksinimlere değin uygun fiyat anlayışıyla geniş bir yelpazede hizmet vermekten mutluluk duyacağız. İşte bizim şiarımız budur. Kitleyi önce susatmadan, su satamayacağımızı biliriz. Susamış kitleye de doğru zamanda, doğru yerde su vermeyi biliriz. Bu kadar sudan bahsettikten sonra sakın ha sudan bir ajans olduğumuzu düşünmeyin. Burada bütünleşmiş iletişim kuramının penetrasyon süreci üzerindeki etkilerinden de bahsedebilirdik ki; Siz de bu yazıyı okumayı burada keserdiniz. Amacımız fiyaka satmak değil, sizin ürettiklerinizi satmak.Ancak şurası aşikâr ki; eğer suyla çalışan otomobil üretmiyorsanız kimse sizin ürettiklerinizi dört gözle beklemiyor.
İşte biz de tam bu noktada devreye gireriz. Zaman zembereğinden boşanmışçasına akarken, yavaş olan hiçbir şeye tahammülümüz yok. Asansör beklememek için ajansımızı giriş kata kurduk yahu! Eğer vakit kaybetmek sizin bünyenizde de sinir üretiyorsa, arayın konuşalım, gelin görüşelim, yedi kişi toplayın halı saha maçı yapalım.Devre arası yeter arif olana... İşimizin en motive edici tarafı kazanmak için size kazandırmak zorunda oluşumuzdur (halı saha maçları hariç). Evet, size marka kazandırmak zorundayız, para kazandırmak zorundayız ama kaybedilmiş zamanı asla kazandıramayız.
SİZ VARSANIZ BİZ BURDAYIZ !
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Eramedya Tanıtım
22 Şubat 2010 Pazartesi
Genel Haber ve Duyurular
28 Şubat Pazar Günü İstanbul
Advanced InDesign CS4 ve
Kullanım Püfleri
Istanbul Advanced InDesign CS4
Seminerleri 28 Şubat Pazar Günü
Yayıncılar, Reklam Ajansları, Matbaalar için çok özel olan ve özel bilgilerin paylaşılacağı bu seminerleri kaçırmayın.
Reklam, Kitap, Dergi, Süreli Yayın Hazırlamada Büyük Kolaylıklar
Bu sefer InDesign programının fazla konuşulmayan, kullanımı hakkında yeterli bilgi bulunmayan özelliklerini masaya yatırıyoruz. Enine boyuna tartışmak ve daha detaylı görmek, öğrenmek için Lotus Seminer Salonu’nda 6 saatlik bir seminer düzenliyoruz.
Katılımcıların beklenti ve sorularına net olarak yanıt verecek bu seminer programında, önceden panelist CEYHUN AKGÜN’e mail yoluyla sorularınızı, öğrenmek istediklerinizi sorarak seminer akışında yanıt bulabilirsiniz.
InDesign CS4’ü, 6 saat boyunca çok yakından inceleyeceğiz. Reklam Grafiğinde, Kitap, Dergi gibi süreli yayıncılıktaki InDesign’ı keşfedeceğiz. Karşılaştırmalı örneklerimizle, en önemli özelliklerinin üzerinde birlikte tartışacağız. Seminerde ileri düzey InDesign işlenecektir. InDesign'ın püflerine bu seminerde sahip olacaksınız. Seminer sonunda katılımcılara sertifika verilmeyecektir.
>>> Istanbul Seminerinin Detaylarıiçin Tıklayın
Tarih: 28 ŞUBAT Pazar Saat: 12:00 - 18:30
Yer: Ergenekon Mahallesi Ölçek Sokak No: 84
(Papa Roncalli) Şişli / İstanbul
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Genel Haberler Duyurular
20 Şubat 2010 Cumartesi
Bazı Örnek İlistrasyonlar ve Dijital Resim
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bazı örnek İlistrasyonlar
Genel Haber ve Duyurular
Adobe Eğitimleri En Tecrübesiz Grafiker Adaylarını
Dahi En Baştan Tecrübeli Grafikerlerin düzeyine Gelinceye Kadar Destekleyecek
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Genel Haberler Duyurular
19 Şubat 2010 Cuma
Bazı Örnek İlistrasyonlar ve Dijital Resim
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bazı örnek İlistrasyonlar
18 Şubat 2010 Perşembe
Bazı Örnek İlistrasyonlar ve Dijital Resim
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bazı örnek İlistrasyonlar
16 Şubat 2010 Salı
Bazı Örnek İlistrasyonlar ve Dijital Resim
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Bazı örnek İlistrasyonlar
14 Şubat 2010 Pazar
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
Konu: Ali Atıf Bir'den
Ali Atıf Bir Yorumu. Çok yerinde bir tespit. Biz söyleyince olmuyor ama Hoca söylediği için belki dikkate alınır. Reklamcılıkta felaket dönemine doğru Kusura bakmayın Petrol Ofisi'nin Kadir İnanır ve Yaban'daki karakteri kullanarak ürettiği reklamdan sonra Türkiye'de reklamcılığın nereye gittiğine bakmakta fayda var. Türkiye'de bir nesil reklamcı, 1980 darbesiyle birlikte işlerinden koparılan, 1980-2000 döneminin "bilgi çağı" düşünüldüğünde o döneme göre entelektüel seviyeleri yüksek eski "solculardan" oluşuyordu.
Bu "zoraki reklamcılar" , reklam işini çok sevmeseler de, reklamcılık mesleğini içselleştirmeseler de iş ahlakları gereği "iyi" reklam yapmaya, sonuç odaklı reklam yapmaya, "reklam nasıl çalışır" bilgisine önem vererek reklam yapmaya özen gösterdiler. 2000-2010 dönemi ise reklam sektörünün sığlaştığı bir dönem oldu. Çok uluslu firmalar dahil olmak üzere, onlardan türeyen çok sayıda küçük reklam ajansının çoğunluğunda reklamcılığı sadece ünlü kullanmaktan, güldürmekten, dikkat çekmekten ibaret sanan reklamcılar iş üretmeye başladı. En önemlisi de bu reklamcılar büyük resmi göremeyip, "reklamın nasıl çalıştığına kulak tıkayıp" günlük popüler bilgilerle kampanyalarına yön verip hedef kitlelerle iletişim kurduklarını sanıyorlar. Petrol Ofisi'nin "Yaban" temalı reklamında ürünün temel vaadi, yeni nesil VMax'in 100 litrede 4 litreye varan tasarruf imkanı, reklamın içine iyice yedirilmesine rağmen gölgede kalıyor ve görmezden geliniyor. Neden? Çünkü temel iletişimin amacı Vmax markasının özüne tasarrufu yerleştirmek değil, "nayırla nolamazla, Kadir İnanır'la" dikkat çekmek, beğeni kazanmak, konuşulmak... Eğer Vmax'in güçlü bir vaadi olmasa bu yapılanlara bir şey demeyeceğim. Vaadin olmadığı yerde Petrol Ofisi reklamı başarılı reklam. Amaa "100 metrede 4 litre tasarruf" vaadinin bulunduğu yerde bu reklam gece geçen gemi gibi. Afton Greenclean Teknolojisi ne demek bilen var mı? Bilemezsiniz çünkü en önemli kanıt Petrol Ofisi reklamlarında kıyıya köşeye saklanmış durumda... Benim ki iyi niyetli bir uyarı. Yanlışsam reklam çalışır, satışlar artar (frekans etkisinden daha büyük tabii ki!) bana da susmak düşer. Doğruysam reklam sektöründe büyük felaket dönemine (2010-2020) az kaldı!
Konu: Ali Atıf Bir'den
Ali Atıf Bir Yorumu. Çok yerinde bir tespit. Biz söyleyince olmuyor ama Hoca söylediği için belki dikkate alınır. Reklamcılıkta felaket dönemine doğru Kusura bakmayın Petrol Ofisi'nin Kadir İnanır ve Yaban'daki karakteri kullanarak ürettiği reklamdan sonra Türkiye'de reklamcılığın nereye gittiğine bakmakta fayda var. Türkiye'de bir nesil reklamcı, 1980 darbesiyle birlikte işlerinden koparılan, 1980-2000 döneminin "bilgi çağı" düşünüldüğünde o döneme göre entelektüel seviyeleri yüksek eski "solculardan" oluşuyordu.
Bu "zoraki reklamcılar" , reklam işini çok sevmeseler de, reklamcılık mesleğini içselleştirmeseler de iş ahlakları gereği "iyi" reklam yapmaya, sonuç odaklı reklam yapmaya, "reklam nasıl çalışır" bilgisine önem vererek reklam yapmaya özen gösterdiler. 2000-2010 dönemi ise reklam sektörünün sığlaştığı bir dönem oldu. Çok uluslu firmalar dahil olmak üzere, onlardan türeyen çok sayıda küçük reklam ajansının çoğunluğunda reklamcılığı sadece ünlü kullanmaktan, güldürmekten, dikkat çekmekten ibaret sanan reklamcılar iş üretmeye başladı. En önemlisi de bu reklamcılar büyük resmi göremeyip, "reklamın nasıl çalıştığına kulak tıkayıp" günlük popüler bilgilerle kampanyalarına yön verip hedef kitlelerle iletişim kurduklarını sanıyorlar. Petrol Ofisi'nin "Yaban" temalı reklamında ürünün temel vaadi, yeni nesil VMax'in 100 litrede 4 litreye varan tasarruf imkanı, reklamın içine iyice yedirilmesine rağmen gölgede kalıyor ve görmezden geliniyor. Neden? Çünkü temel iletişimin amacı Vmax markasının özüne tasarrufu yerleştirmek değil, "nayırla nolamazla, Kadir İnanır'la" dikkat çekmek, beğeni kazanmak, konuşulmak... Eğer Vmax'in güçlü bir vaadi olmasa bu yapılanlara bir şey demeyeceğim. Vaadin olmadığı yerde Petrol Ofisi reklamı başarılı reklam. Amaa "100 metrede 4 litre tasarruf" vaadinin bulunduğu yerde bu reklam gece geçen gemi gibi. Afton Greenclean Teknolojisi ne demek bilen var mı? Bilemezsiniz çünkü en önemli kanıt Petrol Ofisi reklamlarında kıyıya köşeye saklanmış durumda... Benim ki iyi niyetli bir uyarı. Yanlışsam reklam çalışır, satışlar artar (frekans etkisinden daha büyük tabii ki!) bana da susmak düşer. Doğruysam reklam sektöründe büyük felaket dönemine (2010-2020) az kaldı!
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler
10 Şubat 2010 Çarşamba
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
TANIMLAR 4
Pek çok reklam terimi için Tanses Gülsoy'un, Adam Yayınları'ndan basılan Reklam Terimleri ve Kavramları Sözlüğü'nü mutlaka edinmenizi öneririz. Bunun yanı sıra pazarlama kavramları için Ömer Baybars Tek tarafından hazırlanan ve en son Beta tarafından basılan Pazarlama İlkeleri kitabı yıllarca kütüphanenizde durmalı.
İnternet mecrasına yönelik olarak Bamm yayınlarından Aytaç Mestçi'nin Tıkanmak ya da Tık Almak kitabı önemli bir kaynak. Ancak, reklam ile ilgili olarak en önemli konu, yapılan reklamın ne anlattığnını ortaya konulduğu analizlerdir. Bunun için de kitapçılarda çok sayıda kitap var. Şahinde Yavuz, Mete Çamdereli, Rengin Küçükerdoğan, Banu Dağtaş'ın kitaplarını edinebilirsiniz. Medikal reklamcılık için Mediacat Yayınlarından çok önemli bir başlangıç-temel kitap yayınlandı. Ayla Okay'ın Sağlık İletişimi. Bunların yanı sıra internet üzerinden de sıkça takip edilmesi gereken, kavramların makaleler şeklinde ve tartışmalarla yürütüldüğü kişisel siteler ve günlükler de var. http://www.facebook.com/l/08608;www.batislam.comhttp://www.facebook.com/l/08608;selimtuncer.blogspot.comhttp://www.facebook.com/l/08608;www.temelaksoy.comgibi... Reklamcılık konusunda Mediacat, Rota, Optimum, Beta, Tablet, Ütopya, Es gib iyayınevlerinin yayınlarını takip edebilirsiniz. Okumak zararlı değil, faydalı bir etkinliktir. Yine reklamclıık konusunda Reklam Yaratıcıları Derneği'nin Bamm ortaklığında yayınlanan kitapları Beslenme Saati adın altında kitapçılardan mutlaka edinmeniz gereken kitaplardan. Güven Borça'nın Başka Akmerkez Yok; Fatoş Karahasan'ın Neden Herkes Futbol ve Reklamdan Anlar; Ersel Serdarlı'dan Reklam Yazmak; Onur Yanık'tan Yaratıcılık; Bülent Fidan'dan Reklam ve Karikatür; Adnan Algın'dan Faks Taxi & Sex; Erol Batislam'dan Raklemcı Tülrüsü. Takip edilmesinde fayda olan dergiler de var. Dergiler özellikle güncel bilgi aktardığı için internette takip etmenin yanı sıra pek çok bilgi, söyleşi ve haberi dergilerden izlemek gerekiyor. Reklamcılık, pazarlama iletişimi ve dijital medya ile ilgili:Marketing TürkiyeMedia CatAra SıraPİIPDigital AgeWorks Marka ile ilgili: The Brand Age Pazarlama ile ilgili:Pazarlama Dünyası Ekonomi: Capital Ve yine bazı tanımlar: Trend: Türkçesi yönelim. Eğilim olarak tanımlayanlar da var. Bir sürecin zaman içinde aldığı yön ve kazandığı ivme. Trendsetter: Yönetimi belirleyen, takip edilen. Trend analizi: Yönelimin çözümlenmesi. Satışlar gibi belli bir sayısal değişkeni, zaman içinde aldığı doğrultuyu ya da kazandığı eğilimi belirleyebilmek amacıyla belli aralıklarla incelemek.
TANIMLAR 4
Pek çok reklam terimi için Tanses Gülsoy'un, Adam Yayınları'ndan basılan Reklam Terimleri ve Kavramları Sözlüğü'nü mutlaka edinmenizi öneririz. Bunun yanı sıra pazarlama kavramları için Ömer Baybars Tek tarafından hazırlanan ve en son Beta tarafından basılan Pazarlama İlkeleri kitabı yıllarca kütüphanenizde durmalı.
İnternet mecrasına yönelik olarak Bamm yayınlarından Aytaç Mestçi'nin Tıkanmak ya da Tık Almak kitabı önemli bir kaynak. Ancak, reklam ile ilgili olarak en önemli konu, yapılan reklamın ne anlattığnını ortaya konulduğu analizlerdir. Bunun için de kitapçılarda çok sayıda kitap var. Şahinde Yavuz, Mete Çamdereli, Rengin Küçükerdoğan, Banu Dağtaş'ın kitaplarını edinebilirsiniz. Medikal reklamcılık için Mediacat Yayınlarından çok önemli bir başlangıç-temel kitap yayınlandı. Ayla Okay'ın Sağlık İletişimi. Bunların yanı sıra internet üzerinden de sıkça takip edilmesi gereken, kavramların makaleler şeklinde ve tartışmalarla yürütüldüğü kişisel siteler ve günlükler de var. http://www.facebook.com/l/08608;www.batislam.comhttp://www.facebook.com/l/08608;selimtuncer.blogspot.comhttp://www.facebook.com/l/08608;www.temelaksoy.comgibi... Reklamcılık konusunda Mediacat, Rota, Optimum, Beta, Tablet, Ütopya, Es gib iyayınevlerinin yayınlarını takip edebilirsiniz. Okumak zararlı değil, faydalı bir etkinliktir. Yine reklamclıık konusunda Reklam Yaratıcıları Derneği'nin Bamm ortaklığında yayınlanan kitapları Beslenme Saati adın altında kitapçılardan mutlaka edinmeniz gereken kitaplardan. Güven Borça'nın Başka Akmerkez Yok; Fatoş Karahasan'ın Neden Herkes Futbol ve Reklamdan Anlar; Ersel Serdarlı'dan Reklam Yazmak; Onur Yanık'tan Yaratıcılık; Bülent Fidan'dan Reklam ve Karikatür; Adnan Algın'dan Faks Taxi & Sex; Erol Batislam'dan Raklemcı Tülrüsü. Takip edilmesinde fayda olan dergiler de var. Dergiler özellikle güncel bilgi aktardığı için internette takip etmenin yanı sıra pek çok bilgi, söyleşi ve haberi dergilerden izlemek gerekiyor. Reklamcılık, pazarlama iletişimi ve dijital medya ile ilgili:Marketing TürkiyeMedia CatAra SıraPİIPDigital AgeWorks Marka ile ilgili: The Brand Age Pazarlama ile ilgili:Pazarlama Dünyası Ekonomi: Capital Ve yine bazı tanımlar: Trend: Türkçesi yönelim. Eğilim olarak tanımlayanlar da var. Bir sürecin zaman içinde aldığı yön ve kazandığı ivme. Trendsetter: Yönetimi belirleyen, takip edilen. Trend analizi: Yönelimin çözümlenmesi. Satışlar gibi belli bir sayısal değişkeni, zaman içinde aldığı doğrultuyu ya da kazandığı eğilimi belirleyebilmek amacıyla belli aralıklarla incelemek.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
TANIMLAR 5
Son yıllarda iyice netleşen ajans tanımlar ıvar. Eskiden "tam hizmet ajansı" ve "butik ajans" kavramları büyüklük için; ""çizgi altı" (BTL) ve "çizgi üstü" (ATL) yaratıclıık için tanımlanırdı. Şimdi ise durum değişti. Tam hizmet ajansı artık neredeyse kalmadı.
Çünkü, tam hizmet ajansları prodüksiyon ve medya satınalma/planlama dahil tüm hizmetleri verirdi. Şimdi ise özellikle bu tür işler ajans dışında başka kurumlar tarafından yapılıyor. Günümüzde uzmanlık ajnasları devreye girdi. Sadece sağlık alanında hizmet veren "medikal ajanslar" Sadece kurumsal alanda hizmet veren "kurumsal iletişim ajansları" Büyük ajansların altında yer alarak, büyük ajansların çalışmadığı müşterilere hizmet veren "alt ajanslar" Sadece internet ve mobil mecralar üzerine uzmanlaşan "internet ajansları" Marka temelinde hareket ederek, marka danışmanlığı hizmeti de veren "marka iletişimi ajansları" gibi ayrımlar sözkonusu. Bunların yanı sıra daha alt tanıtım dallarına ayrılan Doğrudan pazarlama ajansları Etkinlik ajansları gibi yeni yapılanmalar da sözkonusu. Tabii ki tanıtım sektöründe bir de yıllardır değerli işler yaratan tasarım ajanslarını da mutlaka sektörün bir dalı görmek lazım. Grafik tasarım stüdyoları ile tasarım ofisleri. Bu nedenle eski ajnas kavramları da değişmiş durumda. Durum böyle olunca bazı dergilerde rastladığınız ilk 10 yaratıcı ajans gib itanımlamalar da geçerliliğini yitirmektedir. Gelinen noktada reklamverenin kendi ihtiyacına uygun olarak ajanslarını belirlemesinde fayda var.
TANIMLAR 5
Son yıllarda iyice netleşen ajans tanımlar ıvar. Eskiden "tam hizmet ajansı" ve "butik ajans" kavramları büyüklük için; ""çizgi altı" (BTL) ve "çizgi üstü" (ATL) yaratıclıık için tanımlanırdı. Şimdi ise durum değişti. Tam hizmet ajansı artık neredeyse kalmadı.
Çünkü, tam hizmet ajansları prodüksiyon ve medya satınalma/planlama dahil tüm hizmetleri verirdi. Şimdi ise özellikle bu tür işler ajans dışında başka kurumlar tarafından yapılıyor. Günümüzde uzmanlık ajnasları devreye girdi. Sadece sağlık alanında hizmet veren "medikal ajanslar" Sadece kurumsal alanda hizmet veren "kurumsal iletişim ajansları" Büyük ajansların altında yer alarak, büyük ajansların çalışmadığı müşterilere hizmet veren "alt ajanslar" Sadece internet ve mobil mecralar üzerine uzmanlaşan "internet ajansları" Marka temelinde hareket ederek, marka danışmanlığı hizmeti de veren "marka iletişimi ajansları" gibi ayrımlar sözkonusu. Bunların yanı sıra daha alt tanıtım dallarına ayrılan Doğrudan pazarlama ajansları Etkinlik ajansları gibi yeni yapılanmalar da sözkonusu. Tabii ki tanıtım sektöründe bir de yıllardır değerli işler yaratan tasarım ajanslarını da mutlaka sektörün bir dalı görmek lazım. Grafik tasarım stüdyoları ile tasarım ofisleri. Bu nedenle eski ajnas kavramları da değişmiş durumda. Durum böyle olunca bazı dergilerde rastladığınız ilk 10 yaratıcı ajans gib itanımlamalar da geçerliliğini yitirmektedir. Gelinen noktada reklamverenin kendi ihtiyacına uygun olarak ajanslarını belirlemesinde fayda var.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
Radyo Araştırması
RTÜK tarafından 3-15 Aralık 2009 tarihlerinde, 21 il ve 124 ilçede gerçekleştirilen Radyo Dinleme Eğilimleri 2 Araştırmasında Türkiye genelini temsil eden 2600 kişiye yüz yüze mülakata dayalı anket uygulandı. İşte o anketen çıkan çarpıcı sonuçlar... RADYOYU RADYODAN DİNLEYENLER AZALIYORGENÇLER KRAL FM, ORTA YAŞLILAR TRT DİNLİYORREKLAMLAR VE ÇOK KONUŞAN SUNUCULAR DİNLEYİCİYİ BEZDİRİYOR BEŞ KİŞİDEN ÜÇÜ DÜZENLİ RADYO DİNLİYOR
Araştırma bulgularına göre, her beş kişiden üçü (yüzde 60) düzenli olarak radyo dinliyor. Radyo dinleyicileri hafta içinde günde ortalama 3.4, hafta sonlarında ise günde 3.2 saat süreyle radyo dinliyorlar. Hafta içinde radyo dinlemenin en yoğun olduğu saatler 09-12.00. Hafta sonları bu saatler 12.00 ile 15.00 arası oluyor. Televizyonların en çok izlendiği akşam saatlerinde radyo dinleme oranı da düşüyor. Saat 21:00’e kadar radyo dinleyenlerin oranı yüzde 26.5 iken, bu oran saat 24:00’e kadar yüzde 18.2’ye düşüyor. En uzun süre radyo dinleyenler günde ortalama 4.18 saatle Güneydoğulular. En az süreyle radyo dinleyenler ise Karadenizliler. RADYOYU RADYODAN DİNLEYENLER AZALIYORRadyoyu klasik radyo alıcılarından dinleyenlerin oranı 2007 yılında yüzde 88 iken, 2009’da bu oran yüzde 64’e geriledi. Dinleyicilerin yüzde 64’ü, radyo kanallarını klasik radyo alıcılarından takip ediyor. Yüzde 18.4’ü mobil telefon ya da cep telefonu, yüzde 15’i internet, yüzde 14.5’i uydu, yüzde 12.9’u ise mp3 çalar ve ev sinema sistemleri gibi yeni teknolojik vasıtalar aracılığıyla radyo dinliyor. Radyo kanalları, en fazla evde dinleniyor. Radyoyu evde dinlediğini belirten deneklerin oranı yüzde 62. Radyonun dinlendiği mekân olarak evlerden sonra işyeri ve araçlar geliyor. EN ÇOK DİNLENEN RADYOLAREn fazla dinlenen radyolar Kral FM (yüzde 32.7), TRT (yüzde 30.5), Power Türk (yüzde 10.3), Süper FM (yüzde 7.6), Slow Türk (yüzde 7.3), Best FM (yüzde 5), Alem FM (yüzde 4.8), Radyo 7 (yüzde 4.4), Radyo D (yüzde 3.9) ve Show Radyo (yüzde 3.6). GENÇLER “KRAL FM” DİYORGençler daha çok Kral FM’i, 40 ve yukarı yaşlarda olanlar ile profesyonel mesleklerde çalışanlar TRT radyolarını dinlemeyi tercih ediyorlar. Marmara ve Güneydoğu dışındaki tüm bölgelerde TRT daha fazla dinleniyor, Marmara ve Güneydoğuda ise Kral FM, TRT’den daha çok dinleniyor. RADYO MÜZİK VE HABER İÇİN DİNLENİYORBulgular, radyonun genel olarak (yüzde 49.7) müzik ve (yüzde 17.7) haberleri dinlemek için kullanıldığını ortaya koyuyor. Radyo dinleyicilerinin en fazla takip ettikleri programlar haber bültenleri, haber programları, değişik müzik türleri, dini programlar ve spor programları. TRT radyoları, sevilen müzikler, tarafsız haberler, kaliteli ve seviyeli yayınlar, net yayını, kültürel ve eğitici programlar ile Türkçenin güzel kullanılmasından dolayı tercih edilirken, Kral FM ve Power Türk’ün en fazla tercih edilme nedenini yayınladıkları müzik türlerinin dinleyiciye hitap etmesi oluşturuyor. Sevilen müzikleri çaldığı için Kral FM’i dinleyenlerin oranı yüzde 72.3, aynı nedenle Power Türk’ü dinleyenlerin oranı yüzde 67.5. DİNLEYİCİ NE DİYOR?Dinleyicilerin yüzde 38.6’sı Türkçeyi en iyi kullanan radyonun TRT olduğunu düşünüyor. Dinleyicilerin üçte ikilik bir kesimi, radyo yayınlarından memnun. Radyo yayınlarından rahatsızlık duyan yüzde 24 düzeyindeki kitlenin önemli bir kesimi, reklamların çok ve uzun olmasından şikayet ediyor. Bununla birlikte sunucuların çok konuşması, argo konuşmalar, niteliksiz müzik yayını, Türkçenin düzgün kullanılmayışı, yayınların ses kalitesinin düşüklüğü ve taraflı yayın gibi hususlar, dinleyicileri rahatsız eden noktalar olarak ön plana çıkıyor. RADYO REKLAMLARININ İZLENİRLİĞİDinleyicilerin yüzde 42.6’sı radyoda reklamlar başladığında kanalı değiştiriyor. Yüzde 31’lik bir kesim ise reklamları sonuna kadar dinlediğini belirtiyor. Araştırmada yer alanların yüzde 51.4’ü radyoların “kültür, örf ve adetlerimizi yaygınlaştırdığını”; yüzde 55.8’i radyo kanallarında Türkçe iyi kullanıldığı için dilimizin geliştiğini düşünüyor. Radyo dinleyicilerinin yüzde 49.1’i kadın ve çocuk programlarının radyolarda yeterince yer almadığını düşünüyor. EN FAZLA TÜRK HALK MÜZİĞİ DİNLENİYORMüzik türleri içinde en fazla tercih edilen Türk Halk Müziği (yüzde 61.5). Türk Halk Müziği tercih edenlerin yüzde 41’i TRT’yi, pop müzik tercih edenlerin yüzde 19.4’ü Kral FM’i, Türk Sanat Müziği tercih edenlerin yüzde 48.3’ü TRT’yi, arabesk tercih edenlerin yüzde 50.5’i Kral Fm’i dinliyor. DİNLEYİCİNİN PROGRAM TÜRÜNE GÖRE RADYO TERCİHLERİDinî programlarda en çok tercih edilen TRT oldu. TRT’den sonra Radyo 7, Burç FM, Akra FM, Meltem FM tercih ediliyor. Spor programlarında TRT’den sonra, Lig Radyo, Kral FM, NTV Radyo, Süper FM ve Radyo D geliyor. NTV Radyonun, ekonomi programları dinleniyor. Yabancı pop müzik alanında Power FM, Metro FM, Radyo Maydanoz ve Number One öne çıkıyor. Dinleyicilerin en fazla takip ettikleri program, Kral FM’de yayınlanan “Mehmet’in Gezegeni” (yüzde 7.5) ve “Harbi Kız” ile Alem FM’de yayınlanan “Matrax
Radyo Araştırması
RTÜK tarafından 3-15 Aralık 2009 tarihlerinde, 21 il ve 124 ilçede gerçekleştirilen Radyo Dinleme Eğilimleri 2 Araştırmasında Türkiye genelini temsil eden 2600 kişiye yüz yüze mülakata dayalı anket uygulandı. İşte o anketen çıkan çarpıcı sonuçlar... RADYOYU RADYODAN DİNLEYENLER AZALIYORGENÇLER KRAL FM, ORTA YAŞLILAR TRT DİNLİYORREKLAMLAR VE ÇOK KONUŞAN SUNUCULAR DİNLEYİCİYİ BEZDİRİYOR BEŞ KİŞİDEN ÜÇÜ DÜZENLİ RADYO DİNLİYOR
Araştırma bulgularına göre, her beş kişiden üçü (yüzde 60) düzenli olarak radyo dinliyor. Radyo dinleyicileri hafta içinde günde ortalama 3.4, hafta sonlarında ise günde 3.2 saat süreyle radyo dinliyorlar. Hafta içinde radyo dinlemenin en yoğun olduğu saatler 09-12.00. Hafta sonları bu saatler 12.00 ile 15.00 arası oluyor. Televizyonların en çok izlendiği akşam saatlerinde radyo dinleme oranı da düşüyor. Saat 21:00’e kadar radyo dinleyenlerin oranı yüzde 26.5 iken, bu oran saat 24:00’e kadar yüzde 18.2’ye düşüyor. En uzun süre radyo dinleyenler günde ortalama 4.18 saatle Güneydoğulular. En az süreyle radyo dinleyenler ise Karadenizliler. RADYOYU RADYODAN DİNLEYENLER AZALIYORRadyoyu klasik radyo alıcılarından dinleyenlerin oranı 2007 yılında yüzde 88 iken, 2009’da bu oran yüzde 64’e geriledi. Dinleyicilerin yüzde 64’ü, radyo kanallarını klasik radyo alıcılarından takip ediyor. Yüzde 18.4’ü mobil telefon ya da cep telefonu, yüzde 15’i internet, yüzde 14.5’i uydu, yüzde 12.9’u ise mp3 çalar ve ev sinema sistemleri gibi yeni teknolojik vasıtalar aracılığıyla radyo dinliyor. Radyo kanalları, en fazla evde dinleniyor. Radyoyu evde dinlediğini belirten deneklerin oranı yüzde 62. Radyonun dinlendiği mekân olarak evlerden sonra işyeri ve araçlar geliyor. EN ÇOK DİNLENEN RADYOLAREn fazla dinlenen radyolar Kral FM (yüzde 32.7), TRT (yüzde 30.5), Power Türk (yüzde 10.3), Süper FM (yüzde 7.6), Slow Türk (yüzde 7.3), Best FM (yüzde 5), Alem FM (yüzde 4.8), Radyo 7 (yüzde 4.4), Radyo D (yüzde 3.9) ve Show Radyo (yüzde 3.6). GENÇLER “KRAL FM” DİYORGençler daha çok Kral FM’i, 40 ve yukarı yaşlarda olanlar ile profesyonel mesleklerde çalışanlar TRT radyolarını dinlemeyi tercih ediyorlar. Marmara ve Güneydoğu dışındaki tüm bölgelerde TRT daha fazla dinleniyor, Marmara ve Güneydoğuda ise Kral FM, TRT’den daha çok dinleniyor. RADYO MÜZİK VE HABER İÇİN DİNLENİYORBulgular, radyonun genel olarak (yüzde 49.7) müzik ve (yüzde 17.7) haberleri dinlemek için kullanıldığını ortaya koyuyor. Radyo dinleyicilerinin en fazla takip ettikleri programlar haber bültenleri, haber programları, değişik müzik türleri, dini programlar ve spor programları. TRT radyoları, sevilen müzikler, tarafsız haberler, kaliteli ve seviyeli yayınlar, net yayını, kültürel ve eğitici programlar ile Türkçenin güzel kullanılmasından dolayı tercih edilirken, Kral FM ve Power Türk’ün en fazla tercih edilme nedenini yayınladıkları müzik türlerinin dinleyiciye hitap etmesi oluşturuyor. Sevilen müzikleri çaldığı için Kral FM’i dinleyenlerin oranı yüzde 72.3, aynı nedenle Power Türk’ü dinleyenlerin oranı yüzde 67.5. DİNLEYİCİ NE DİYOR?Dinleyicilerin yüzde 38.6’sı Türkçeyi en iyi kullanan radyonun TRT olduğunu düşünüyor. Dinleyicilerin üçte ikilik bir kesimi, radyo yayınlarından memnun. Radyo yayınlarından rahatsızlık duyan yüzde 24 düzeyindeki kitlenin önemli bir kesimi, reklamların çok ve uzun olmasından şikayet ediyor. Bununla birlikte sunucuların çok konuşması, argo konuşmalar, niteliksiz müzik yayını, Türkçenin düzgün kullanılmayışı, yayınların ses kalitesinin düşüklüğü ve taraflı yayın gibi hususlar, dinleyicileri rahatsız eden noktalar olarak ön plana çıkıyor. RADYO REKLAMLARININ İZLENİRLİĞİDinleyicilerin yüzde 42.6’sı radyoda reklamlar başladığında kanalı değiştiriyor. Yüzde 31’lik bir kesim ise reklamları sonuna kadar dinlediğini belirtiyor. Araştırmada yer alanların yüzde 51.4’ü radyoların “kültür, örf ve adetlerimizi yaygınlaştırdığını”; yüzde 55.8’i radyo kanallarında Türkçe iyi kullanıldığı için dilimizin geliştiğini düşünüyor. Radyo dinleyicilerinin yüzde 49.1’i kadın ve çocuk programlarının radyolarda yeterince yer almadığını düşünüyor. EN FAZLA TÜRK HALK MÜZİĞİ DİNLENİYORMüzik türleri içinde en fazla tercih edilen Türk Halk Müziği (yüzde 61.5). Türk Halk Müziği tercih edenlerin yüzde 41’i TRT’yi, pop müzik tercih edenlerin yüzde 19.4’ü Kral FM’i, Türk Sanat Müziği tercih edenlerin yüzde 48.3’ü TRT’yi, arabesk tercih edenlerin yüzde 50.5’i Kral Fm’i dinliyor. DİNLEYİCİNİN PROGRAM TÜRÜNE GÖRE RADYO TERCİHLERİDinî programlarda en çok tercih edilen TRT oldu. TRT’den sonra Radyo 7, Burç FM, Akra FM, Meltem FM tercih ediliyor. Spor programlarında TRT’den sonra, Lig Radyo, Kral FM, NTV Radyo, Süper FM ve Radyo D geliyor. NTV Radyonun, ekonomi programları dinleniyor. Yabancı pop müzik alanında Power FM, Metro FM, Radyo Maydanoz ve Number One öne çıkıyor. Dinleyicilerin en fazla takip ettikleri program, Kral FM’de yayınlanan “Mehmet’in Gezegeni” (yüzde 7.5) ve “Harbi Kız” ile Alem FM’de yayınlanan “Matrax
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
9 Şubat 2010 Salı
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
TANIMLAR 3 MESLEK İSİMLERİ...
Reklamcılık ya da tasarım işinde olanların da sıkça yanlış kullandığı tanımları aktaralım. Yaratıcı yönetmen: Yaratıcı yönetmenlik sanıldığının aksine bir meslek değildir arkadaşlar. Yaratıcı yönetmen adından da anlaşılacağı üzere bir birimi yöneten kişidir.
Kökeni reklam yazarı ya da grafik tasarım olabilir. Temel iş görevi tanımını da belirler: Yaratıcı ekibi, çalışması yapılacak işle ilgili olarak yönlendirmek ve işin yaratıcılık boyutlarını brifle bütünleştirmektir. Burada önemli olan yaratıcı yönetmenin aynı zamanda yaratıcı ekibin içinde olmasıdır. Reklam yazarı: İngilizceden doğrudan çeviri olarak kullanılan "metin yazarlığı"nın reklam yazarlığı ile ilgisi yoktur. Metin yazarı olan kişi herhangi bir alanda işi gereği sürekli olarak metin yazma görevi olan kişidir. Bu kişi TV'de, gazetede, özel bir kurumda olabilir. Reklam yazarı ise tamamen bir markanın iletişimi için reklam yazma göreviyle bir reklam ajansında bulunan kişidir. Sanat yönetmeni (art direktör): Art direktör sözcüğü Türkçe değildir. Tam karşılığı sanat yönetmenidir. Reklam sektöründe olduğu vurgusu için artık reklam sanat yönetmeni tanımlaması kullanılmaktadır. Grafik tasarım kökenlidir. Bireysel grafik tasarım yerine bir reklam ajansında ekiple (reklam yazarı) markalar için iletişim fikri oluşturan ve görselleştiren kişidir. Operatör: Bir grafik tasarımcı ya da bir reklam sanat yönetmeninin altında onun gerçekleştirdiği tasarımları baskı aşamasına getiren kişidir (eskiden MAC operatörü denirdi). Son yıllarda bu özel meslekte olanlara grafiker denilmesi doğru değildir. Operatörlük farklı ve gerçekten zor bir alandır. Grafiker ise temel sanat eğitimi dahil tüm grafik tasarım eğitimini tamamlamış ve görsel tasarım yapan kişidir. Sadece bilgisayar programlarını biliyor olmak grafik tasarımcı yapmaz.
TANIMLAR 3 MESLEK İSİMLERİ...
Reklamcılık ya da tasarım işinde olanların da sıkça yanlış kullandığı tanımları aktaralım. Yaratıcı yönetmen: Yaratıcı yönetmenlik sanıldığının aksine bir meslek değildir arkadaşlar. Yaratıcı yönetmen adından da anlaşılacağı üzere bir birimi yöneten kişidir.
Kökeni reklam yazarı ya da grafik tasarım olabilir. Temel iş görevi tanımını da belirler: Yaratıcı ekibi, çalışması yapılacak işle ilgili olarak yönlendirmek ve işin yaratıcılık boyutlarını brifle bütünleştirmektir. Burada önemli olan yaratıcı yönetmenin aynı zamanda yaratıcı ekibin içinde olmasıdır. Reklam yazarı: İngilizceden doğrudan çeviri olarak kullanılan "metin yazarlığı"nın reklam yazarlığı ile ilgisi yoktur. Metin yazarı olan kişi herhangi bir alanda işi gereği sürekli olarak metin yazma görevi olan kişidir. Bu kişi TV'de, gazetede, özel bir kurumda olabilir. Reklam yazarı ise tamamen bir markanın iletişimi için reklam yazma göreviyle bir reklam ajansında bulunan kişidir. Sanat yönetmeni (art direktör): Art direktör sözcüğü Türkçe değildir. Tam karşılığı sanat yönetmenidir. Reklam sektöründe olduğu vurgusu için artık reklam sanat yönetmeni tanımlaması kullanılmaktadır. Grafik tasarım kökenlidir. Bireysel grafik tasarım yerine bir reklam ajansında ekiple (reklam yazarı) markalar için iletişim fikri oluşturan ve görselleştiren kişidir. Operatör: Bir grafik tasarımcı ya da bir reklam sanat yönetmeninin altında onun gerçekleştirdiği tasarımları baskı aşamasına getiren kişidir (eskiden MAC operatörü denirdi). Son yıllarda bu özel meslekte olanlara grafiker denilmesi doğru değildir. Operatörlük farklı ve gerçekten zor bir alandır. Grafiker ise temel sanat eğitimi dahil tüm grafik tasarım eğitimini tamamlamış ve görsel tasarım yapan kişidir. Sadece bilgisayar programlarını biliyor olmak grafik tasarımcı yapmaz.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir ziya Hoca'dan
TANIMLAR 2
Doğrudan pazarlama nedir? Öncelikle doğrudan pazarlama kavramının kapı kapı dolaşıp ürün satmak olmadığını hemen söyleyelim. "Doğrudan Pazarlama satış işlemini gerçekleştirmek veya arttırmak için tüketicilere kişiselleştirilmiş mesajlar yollama olanağı tanıyan, birden fazla iletişim kanalını kullanabilen, tüketiciyle karşılıklı iletişim kuran, ölçülebilir etkileşimli bir pazarlama sistemidir". Buradaki mesaj yollama sadece SMS değildir. Doğrudan pazarlamada tüketiciye uzaktan erişilebildiği gibi aynı zamanda onun bulunduğu mekana da ulaşıp, orada karşılıklı mesaj da verilebilir.
Amaç satış değil, tüketicinin markayı bazen deneyimlerek tanımasını ve ona ilgi duymasını sağlamaktır. Satış Geliştirme nedir? Satış geliştirme pazarlama karması altındaki tutundurmanın bir alk dalıdır. Reklam, halakla ilişkiler, kişisel satış dışındadır. Sıkça sözünü ettiğiniz promosyon dağıtımı bir satış geliştirme faaliyetidir. Çekiliş, kupon gibi sistemler de satış geliştirme örnekleridir. Satış geliştirme, tüketiciyi satın almaya özendiren etkinliklerdir. Doğrudan pazarlama ile de karıştırılmamalıdır. Kurumsal kimlik nedir? Yine sıkça "logo" ile karıştırılan, karıştırılmas ad çoğu kimse tarafından yanlış kullanılan bir kurumsal kimlik şudur: "Pazarlamada, bir kurumun görünen yüzüne verilen isimdir. Kurumun kendini ifade etme şeklidir. Bu ifade belli sınırları çizilmiş ve genellikle değişmez bir ifadedir. Kurumu anımsatacak bir tasarımın ne ölçülerde ve nasıl kullanılması gerektiğini belirten kurumsal kimlik kitabı bu sistemin vazgeçilmez öğesidir. Kurumsal kimlik kavramı içinde amblem, logo, ofis dizaynına, çalışanların giyim kuşamı, konuşma tarzı, tüm kurumun içinde dışında temsilcilerin davranışları, araç üstü giydirme, antetli kâğıt, tabela, web sitesi, vefat ilanı, ambalaj tasarımı gibi kurum içinde bir kültür yaratacak ve kurum dışında da, o kurumun imajını somut olarak sunacak bütün öğelerin toplamıdır. Amblem ve logo: Geldik başka bir konuya. Yine karıştırılan bir konu. Amblem mi logo mu? Logo, amblemi de içine alan ve gerektiğinde kurumun adının da bir yazı karakteri ile yer aldığı bütünsel bir kimlik öğesidir. Amblem logo içinde bir simge, işarettir.
Logo içinde yer alan diğer öğe olan logotalptan bağımsız olarak da bir işaret olarak kullanılabilir. Örneğin, THY'nin daire içindeki kuş figürü amblemdir. Altında yer alan Türk Hava Yolları söcükleri logotayp, ikisi birden logodur. Bazı logolarda amblem ve logotayp birbirinden ayrılmazken, bazılarında amblem kullanılmayabilir. PR nedir? Siz de çok şaşıracaksınız ama ne yazık ki, bazı yeni müşteri görüşmelerinde PR kısaltmasını, eski araştırma kuruluşu olan PİAR ile karıştıranlara rastlıyoruz. PR, halkla ilişkilerin İngilizce başharflerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir kısalkmadır (Public Relations). Yani araştırma ile hiç ilgisi yoktur. Kalitatif, kantitatif nedir? Pazar araştırmalarında, iki türlü temel araştırma yöntemi vardır. Kalitatif ve kantitatif. Kantitatif: Önceden hazırlanmış bir soru formuna bağlı kalınarak, sayısal yorum ve genelleme yapılabilen araştırma türüdür. Niceliksel araştırma yönteminde, araştırılan konuya ilişkin, evreni temsil edecek örneklemden sayısal sonuçlar elde edilmektedir. Elde edilen sonuçlar üzerinde gerekli istatistiki ve matema-tiksel analizler yapılabilmektedir. Yani sayısal temelde sonuçlar veren.Kalitatif: Ölçme sayısal değerlendirmeden çok, nasıl sorunusun cevabını arayan, anlamlandırma ve yorum üzerine yapılan araştırmadır.--------------------
TANIMLAR 2
Doğrudan pazarlama nedir? Öncelikle doğrudan pazarlama kavramının kapı kapı dolaşıp ürün satmak olmadığını hemen söyleyelim. "Doğrudan Pazarlama satış işlemini gerçekleştirmek veya arttırmak için tüketicilere kişiselleştirilmiş mesajlar yollama olanağı tanıyan, birden fazla iletişim kanalını kullanabilen, tüketiciyle karşılıklı iletişim kuran, ölçülebilir etkileşimli bir pazarlama sistemidir". Buradaki mesaj yollama sadece SMS değildir. Doğrudan pazarlamada tüketiciye uzaktan erişilebildiği gibi aynı zamanda onun bulunduğu mekana da ulaşıp, orada karşılıklı mesaj da verilebilir.
Amaç satış değil, tüketicinin markayı bazen deneyimlerek tanımasını ve ona ilgi duymasını sağlamaktır. Satış Geliştirme nedir? Satış geliştirme pazarlama karması altındaki tutundurmanın bir alk dalıdır. Reklam, halakla ilişkiler, kişisel satış dışındadır. Sıkça sözünü ettiğiniz promosyon dağıtımı bir satış geliştirme faaliyetidir. Çekiliş, kupon gibi sistemler de satış geliştirme örnekleridir. Satış geliştirme, tüketiciyi satın almaya özendiren etkinliklerdir. Doğrudan pazarlama ile de karıştırılmamalıdır. Kurumsal kimlik nedir? Yine sıkça "logo" ile karıştırılan, karıştırılmas ad çoğu kimse tarafından yanlış kullanılan bir kurumsal kimlik şudur: "Pazarlamada, bir kurumun görünen yüzüne verilen isimdir. Kurumun kendini ifade etme şeklidir. Bu ifade belli sınırları çizilmiş ve genellikle değişmez bir ifadedir. Kurumu anımsatacak bir tasarımın ne ölçülerde ve nasıl kullanılması gerektiğini belirten kurumsal kimlik kitabı bu sistemin vazgeçilmez öğesidir. Kurumsal kimlik kavramı içinde amblem, logo, ofis dizaynına, çalışanların giyim kuşamı, konuşma tarzı, tüm kurumun içinde dışında temsilcilerin davranışları, araç üstü giydirme, antetli kâğıt, tabela, web sitesi, vefat ilanı, ambalaj tasarımı gibi kurum içinde bir kültür yaratacak ve kurum dışında da, o kurumun imajını somut olarak sunacak bütün öğelerin toplamıdır. Amblem ve logo: Geldik başka bir konuya. Yine karıştırılan bir konu. Amblem mi logo mu? Logo, amblemi de içine alan ve gerektiğinde kurumun adının da bir yazı karakteri ile yer aldığı bütünsel bir kimlik öğesidir. Amblem logo içinde bir simge, işarettir.
Logo içinde yer alan diğer öğe olan logotalptan bağımsız olarak da bir işaret olarak kullanılabilir. Örneğin, THY'nin daire içindeki kuş figürü amblemdir. Altında yer alan Türk Hava Yolları söcükleri logotayp, ikisi birden logodur. Bazı logolarda amblem ve logotayp birbirinden ayrılmazken, bazılarında amblem kullanılmayabilir. PR nedir? Siz de çok şaşıracaksınız ama ne yazık ki, bazı yeni müşteri görüşmelerinde PR kısaltmasını, eski araştırma kuruluşu olan PİAR ile karıştıranlara rastlıyoruz. PR, halkla ilişkilerin İngilizce başharflerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir kısalkmadır (Public Relations). Yani araştırma ile hiç ilgisi yoktur. Kalitatif, kantitatif nedir? Pazar araştırmalarında, iki türlü temel araştırma yöntemi vardır. Kalitatif ve kantitatif. Kantitatif: Önceden hazırlanmış bir soru formuna bağlı kalınarak, sayısal yorum ve genelleme yapılabilen araştırma türüdür. Niceliksel araştırma yönteminde, araştırılan konuya ilişkin, evreni temsil edecek örneklemden sayısal sonuçlar elde edilmektedir. Elde edilen sonuçlar üzerinde gerekli istatistiki ve matema-tiksel analizler yapılabilmektedir. Yani sayısal temelde sonuçlar veren.Kalitatif: Ölçme sayısal değerlendirmeden çok, nasıl sorunusun cevabını arayan, anlamlandırma ve yorum üzerine yapılan araştırmadır.--------------------
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
Genel İşletme Bilimi ve Kavramı, Reklam Makaleleri
Mahir Ziya Hoca'dan
LÜTFEN OKUYALIM ve NE İŞ YAPTIĞIMIZI ARTIK ÖĞRENELİM!
Sektörde bunca zamandır, bazı kavramların hala yanlış kullanılıyor olması şaşırtıcı. Aslında şaşırtıcı olmaması gerekir. Çünkü, her konuyu sadece internetteki bağımsız bilgi kaynaklarından (!) edinmek üzerine yapılanan yeni dünya düzeninde bu çok normal. İnsanların birbirlerine verdikleri örneklerin kaynağı olarak internetteki kanıtı olmayan söylemleri göstermelerinde asıl şaşırtıcı durum. Kısaca bazı kavramları aktarmakta yarar var. Kısaca diyorum, çünkü aslında bu mesleği yapıyorsak bunları daha detaylı bilmekte yarar var. Yine de kafa karışıklığını ortadan kaldırmak amacıyla kısa kısa anlatacağım. --------------- Pazarlama kavramı hala satış kavramı ile bir tutan, hatta bazen pazarlama kavramını satış kavramının ikamesi (şimdi bazıları "ikame" ne diye sorabilir; ellerine bir sözlük alarak bu meraklarını giderebilirler) olarak kullnan üst düzey yöneticiler bile var. Pazarlama, reklam ve marka gibi sosyal ekonomik konuların temellerini atan Amerikan Pazarlamacılar Birliği'nin tanımını verelim (bakın kaynağın neresi olduğu çok önemli; bilmem ne blogu demiyoruz). "Pazarlama, kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama sürecidir." Demek ki pazarlama kavramı sadece satış değilmiş. Pazarlama görüleceği üzere bir süreç. Ürünün her türlü planlaması ile başlayan, üretimi, geliştirmeyi, fiyatlandırmayı, dağıtımı, satışı kapsayan ve satış sonrası ile tekrar ürünü geliştirmek üzere başa dönen bir döngü. Satış nedir? Satış, pazarlama süreci içinde ürünün/markanın üreticiden/dağıtıcıdan kullanıcıya/ tüketiciye geçiş, yani değişim aşamasıdır. Para karşılığı o malın ya da hizmetin kullanım ve diğer haklarının tüketiciye devredilmesidir. Bu da demektir ki, satışın gerçekleşmesi bir plan çerçevesinde yapılır ve pazarlamanın altında yer alır. ------------ Peki reklam nedir? Kendine reklamcı diyen pek çok kişi ve reklamverenlerin pazarlama departmanlarının uzantısı olan reklam departmanlarında çalışanların çoğunun hala tanımını bilmediği bir mesleği yapıyor olmaları da şaşırtıcıdır bu ülkede. Reklam: "Bir marka, ürün, hizmet, kişi, kurum, mekan ve fikir ile ilgili olumlu davranışlar geliştirmek amacıyla, bedel ödenerek çeşitli mecralardan (kitle iletişim araçları) süre ve yer satın alınması suretiyle, kimin tarafından yapıldığı açıkça belli olan duyurulardır". Kurumsal reklam nedir? Kurumsal reklam ürün, hizmet ya da marka tanıtımı yapmayan, kurumun gücünü, hedeflerini anlatarak değerini ilgili hedef kitle nezdinde artırmak ya da toplumdaki mevcut imajını farklılaştırmak amacıyla mecralardan yer ve süre satın alınarak yapılan tanıtımlardır. Marka / Ürün: Yine karıştırılan ve çok tehlikeli kullanımlara neden olan bir diğer iki kavram da marka ve üründür. Üretici bir ürün üretip, ona bir isim koyup, ambalajlayıp pazara sunduğu anda ona marka diyor. Yanlış. O sadece pazarda yeni bir marka adayı, yeni bir ürün. Marka, tüketicini zihninde oluşan, soyut bir temel üzerine yapılanan ve somutluğunu da çeşitli faydalarla ortaya koyan bir yapıdır. Günümüzde yurtdışında artık neredeyse tüm kurumlar bilançolarında ürün değerleri dışında bir de soyut marka değerlerini hesaplatarak eklemektedirler. Dilerim soyut düşünceyi başka yerlerde kullanmak yerine kısa sürede markada da kullanmaya başlarız. Son olarak, ürün fiziksel ihtiyaçlara hitap ederken, marka tamamen duygusal ihtiyaçları giderir, diyelim, keselim. Daha fazlası "know how"a girer :) Halkla ilişkiler nedir? Bu tanımı da, halkla ilişkiler kavramını "basında haber çıkma" sananlara sunuyoruz efendim. "Halkla ilişkiler, kurumun/markanın/kişinin/mekanın kamuyu olumlu etkileyecek belli etkinlikler gerçekleştirmesi, bu etkinlikleri onlarla paylaşması, onlara duyurması, bu sayede kamu tarafında kendisi ile ilgili olumlu düşünce ve davranışların gelişmesini artırma yönünde gelen tepkileri değerlendirmesi ve yeni bir etkinlikle onların karşısına çıkmasıdır". Görüleceği üzere halkla ilişkilerin temelinde kurum ile ilgili olumlu bir imaj geliştirme amacı vardır. Bunun için de basında haber yayınlama kısmı sadece onlara duyurma kısmıdır. Asıl olay ise onlardan gelen tepkinin değerlendirilerek yeni bir aksiyona geçilmesidir. Mecra / medya: Kitle iletişim araçlarına tek tek mecra denir. Bunu mecralardaki k sunucular bile yanlış kullanmaktadır. Televizyon tek başına mecradır. radyo da, internet de... Tüm bu mecralara toplamda medya denir. Yani anlaşılacağı üzere medya çoğul bir kavramdır. Orman gibi. Sanırım artık kimse yanlış kullanmayacaktır bu sözcüğü. Müşteri / Tüketici: Sürekli karıştırılan iki sözcük de müşteri ve tüketici sözcükleridir. Müşteri satınalma noktasında ürünü/markayı bizzat bedel ödeyerek alan kişidir. Müşteri her zaman tüketici olmayabilir. Örneğin, anneler bebekleri için mama alırken bir müşteridirler. Mamanın tüketicisi ise bebektir. Aynı zamanda bir erkek tıraş kremi alırken kendisi için alıyosa hem tüketici hem de müşteridir. Buna da dikkat etmekte yarar var.
LÜTFEN OKUYALIM ve NE İŞ YAPTIĞIMIZI ARTIK ÖĞRENELİM!
Sektörde bunca zamandır, bazı kavramların hala yanlış kullanılıyor olması şaşırtıcı. Aslında şaşırtıcı olmaması gerekir. Çünkü, her konuyu sadece internetteki bağımsız bilgi kaynaklarından (!) edinmek üzerine yapılanan yeni dünya düzeninde bu çok normal. İnsanların birbirlerine verdikleri örneklerin kaynağı olarak internetteki kanıtı olmayan söylemleri göstermelerinde asıl şaşırtıcı durum. Kısaca bazı kavramları aktarmakta yarar var. Kısaca diyorum, çünkü aslında bu mesleği yapıyorsak bunları daha detaylı bilmekte yarar var. Yine de kafa karışıklığını ortadan kaldırmak amacıyla kısa kısa anlatacağım. --------------- Pazarlama kavramı hala satış kavramı ile bir tutan, hatta bazen pazarlama kavramını satış kavramının ikamesi (şimdi bazıları "ikame" ne diye sorabilir; ellerine bir sözlük alarak bu meraklarını giderebilirler) olarak kullnan üst düzey yöneticiler bile var. Pazarlama, reklam ve marka gibi sosyal ekonomik konuların temellerini atan Amerikan Pazarlamacılar Birliği'nin tanımını verelim (bakın kaynağın neresi olduğu çok önemli; bilmem ne blogu demiyoruz). "Pazarlama, kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama sürecidir." Demek ki pazarlama kavramı sadece satış değilmiş. Pazarlama görüleceği üzere bir süreç. Ürünün her türlü planlaması ile başlayan, üretimi, geliştirmeyi, fiyatlandırmayı, dağıtımı, satışı kapsayan ve satış sonrası ile tekrar ürünü geliştirmek üzere başa dönen bir döngü. Satış nedir? Satış, pazarlama süreci içinde ürünün/markanın üreticiden/dağıtıcıdan kullanıcıya/ tüketiciye geçiş, yani değişim aşamasıdır. Para karşılığı o malın ya da hizmetin kullanım ve diğer haklarının tüketiciye devredilmesidir. Bu da demektir ki, satışın gerçekleşmesi bir plan çerçevesinde yapılır ve pazarlamanın altında yer alır. ------------ Peki reklam nedir? Kendine reklamcı diyen pek çok kişi ve reklamverenlerin pazarlama departmanlarının uzantısı olan reklam departmanlarında çalışanların çoğunun hala tanımını bilmediği bir mesleği yapıyor olmaları da şaşırtıcıdır bu ülkede. Reklam: "Bir marka, ürün, hizmet, kişi, kurum, mekan ve fikir ile ilgili olumlu davranışlar geliştirmek amacıyla, bedel ödenerek çeşitli mecralardan (kitle iletişim araçları) süre ve yer satın alınması suretiyle, kimin tarafından yapıldığı açıkça belli olan duyurulardır". Kurumsal reklam nedir? Kurumsal reklam ürün, hizmet ya da marka tanıtımı yapmayan, kurumun gücünü, hedeflerini anlatarak değerini ilgili hedef kitle nezdinde artırmak ya da toplumdaki mevcut imajını farklılaştırmak amacıyla mecralardan yer ve süre satın alınarak yapılan tanıtımlardır. Marka / Ürün: Yine karıştırılan ve çok tehlikeli kullanımlara neden olan bir diğer iki kavram da marka ve üründür. Üretici bir ürün üretip, ona bir isim koyup, ambalajlayıp pazara sunduğu anda ona marka diyor. Yanlış. O sadece pazarda yeni bir marka adayı, yeni bir ürün. Marka, tüketicini zihninde oluşan, soyut bir temel üzerine yapılanan ve somutluğunu da çeşitli faydalarla ortaya koyan bir yapıdır. Günümüzde yurtdışında artık neredeyse tüm kurumlar bilançolarında ürün değerleri dışında bir de soyut marka değerlerini hesaplatarak eklemektedirler. Dilerim soyut düşünceyi başka yerlerde kullanmak yerine kısa sürede markada da kullanmaya başlarız. Son olarak, ürün fiziksel ihtiyaçlara hitap ederken, marka tamamen duygusal ihtiyaçları giderir, diyelim, keselim. Daha fazlası "know how"a girer :) Halkla ilişkiler nedir? Bu tanımı da, halkla ilişkiler kavramını "basında haber çıkma" sananlara sunuyoruz efendim. "Halkla ilişkiler, kurumun/markanın/kişinin/mekanın kamuyu olumlu etkileyecek belli etkinlikler gerçekleştirmesi, bu etkinlikleri onlarla paylaşması, onlara duyurması, bu sayede kamu tarafında kendisi ile ilgili olumlu düşünce ve davranışların gelişmesini artırma yönünde gelen tepkileri değerlendirmesi ve yeni bir etkinlikle onların karşısına çıkmasıdır". Görüleceği üzere halkla ilişkilerin temelinde kurum ile ilgili olumlu bir imaj geliştirme amacı vardır. Bunun için de basında haber yayınlama kısmı sadece onlara duyurma kısmıdır. Asıl olay ise onlardan gelen tepkinin değerlendirilerek yeni bir aksiyona geçilmesidir. Mecra / medya: Kitle iletişim araçlarına tek tek mecra denir. Bunu mecralardaki k sunucular bile yanlış kullanmaktadır. Televizyon tek başına mecradır. radyo da, internet de... Tüm bu mecralara toplamda medya denir. Yani anlaşılacağı üzere medya çoğul bir kavramdır. Orman gibi. Sanırım artık kimse yanlış kullanmayacaktır bu sözcüğü. Müşteri / Tüketici: Sürekli karıştırılan iki sözcük de müşteri ve tüketici sözcükleridir. Müşteri satınalma noktasında ürünü/markayı bizzat bedel ödeyerek alan kişidir. Müşteri her zaman tüketici olmayabilir. Örneğin, anneler bebekleri için mama alırken bir müşteridirler. Mamanın tüketicisi ise bebektir. Aynı zamanda bir erkek tıraş kremi alırken kendisi için alıyosa hem tüketici hem de müşteridir. Buna da dikkat etmekte yarar var.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Grafik Tasarım,
İşletme Bilimi ve Ekonomi Teorileri,
Mahir Ziya Hoca'dan Makaleler,
Reklamla İlgili
Seminer İptali
Ceyhun Akgün Özel Konseptli Adobe Seminerleri ANKARA Bölümleri İPTAL EDİLMİŞTİR
ANKARA SEMİNER İPTALI
Ankara'da 2010 kış, ilk bahar dönemi seminer programı iptal edildi.
Daha öncesinde anket düzenlenmiş bu anket vesilesiyle Ankara’da ençok InDesign ve PDF konulu seminerlerin yapılması istenilmişti. 14 Şubat tarihi konusunda ise, seminer bitişi 6 olarak yapıldı. Yani sevgililerin özel yemek programından 2 saat önce bitiyor. Her türlü hazırlık için yeterli bir zaman. Kimseyide bir tercihe zorlayamam. Pazar günü yapılmasınıda, yine Ankara'lı arkadaşlara özel hazırlanan bir anketle karar verdim. Cumartesi günleri yarım gün çalışma orada çok yaygın olmasından dolayı, Cumartesi günleri seminerlere gelemeyeceklerini söylemişlerdi. Siz öyle istiyosanız PAZAR olsun dedim ve bu sekilde gerceklestirdim.
Bunca yıldır benzer eğitim ve seminerler düzenliyorum ve ilk defa zamanını, yerini ilan ettiğim bir semineri iptal etme kararı aldım. Her seminerde de insanların en çok dertlendiği konu PDF ile ilgili konulardı oysa. Bu isteklerini yerine getiriyoruz ama taleb oluşmuyor. Orada salonu kiraladığımızdan ve diğer ulasım giderleriyle ciddi bir masrafın altına giriyorum. istanbuldan Ankara'daki bir seminer organizasyonu karşılığında bu alanla ilgili en can alıcı ve ciddi maddi kayıplara yol açan sektörel bir konunun eğitimine bu igisizlik bir çok acıdan beni düşündürüyor.
Ankara'da Renk Yönetimi, Photoshop Seçim Teknikleri gibi Türkiye'nin bir başka noktasında dahi gerçekleştirilmeyen seminerleri yapacaktım. İstanbulda yine benim tarafımdan gerçekleştirilen bu seminerler hak ettiği ilgiyi toplamıştı. Seminerler sonrası tekrarları sorulan etkinlikler olmuştu. Ankara'dan çok davet almış, ısrarla çağrılmıştım.
Söz konusu yapılacak tüm etkinlikleri bu dönem itibariyle iptal edilmiştir. Bu konulara ihtiyacı olan kurum veya kişiler, bulundukları bölgede ki profesyonellerden eğitim alabilirler.
ANKARA SEMİNER İPTALI
Ankara'da 2010 kış, ilk bahar dönemi seminer programı iptal edildi.
Daha öncesinde anket düzenlenmiş bu anket vesilesiyle Ankara’da ençok InDesign ve PDF konulu seminerlerin yapılması istenilmişti. 14 Şubat tarihi konusunda ise, seminer bitişi 6 olarak yapıldı. Yani sevgililerin özel yemek programından 2 saat önce bitiyor. Her türlü hazırlık için yeterli bir zaman. Kimseyide bir tercihe zorlayamam. Pazar günü yapılmasınıda, yine Ankara'lı arkadaşlara özel hazırlanan bir anketle karar verdim. Cumartesi günleri yarım gün çalışma orada çok yaygın olmasından dolayı, Cumartesi günleri seminerlere gelemeyeceklerini söylemişlerdi. Siz öyle istiyosanız PAZAR olsun dedim ve bu sekilde gerceklestirdim.
Bunca yıldır benzer eğitim ve seminerler düzenliyorum ve ilk defa zamanını, yerini ilan ettiğim bir semineri iptal etme kararı aldım. Her seminerde de insanların en çok dertlendiği konu PDF ile ilgili konulardı oysa. Bu isteklerini yerine getiriyoruz ama taleb oluşmuyor. Orada salonu kiraladığımızdan ve diğer ulasım giderleriyle ciddi bir masrafın altına giriyorum. istanbuldan Ankara'daki bir seminer organizasyonu karşılığında bu alanla ilgili en can alıcı ve ciddi maddi kayıplara yol açan sektörel bir konunun eğitimine bu igisizlik bir çok acıdan beni düşündürüyor.
Ankara'da Renk Yönetimi, Photoshop Seçim Teknikleri gibi Türkiye'nin bir başka noktasında dahi gerçekleştirilmeyen seminerleri yapacaktım. İstanbulda yine benim tarafımdan gerçekleştirilen bu seminerler hak ettiği ilgiyi toplamıştı. Seminerler sonrası tekrarları sorulan etkinlikler olmuştu. Ankara'dan çok davet almış, ısrarla çağrılmıştım.
Söz konusu yapılacak tüm etkinlikleri bu dönem itibariyle iptal edilmiştir. Bu konulara ihtiyacı olan kurum veya kişiler, bulundukları bölgede ki profesyonellerden eğitim alabilirler.
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Genel Haberler Duyurular
4 Şubat 2010 Perşembe
Bu Bir Eğitim Hizmetidir
Ceyhun Akgün Özel Konseptli Adobe Seminerleri
14 Şubat Pazar, ANKARA, Türk İngiliz Kültür Derneği
Ezberci bilgilerinizi bir kenara atın, onlara ihtiyacınız olmayacak!
Tasarımlarınızı hazırladınız, büyük bir heyecanla baskıya gönderdiğiniz. Matbaanın baskı öncesi biriminden işiniz geri gönderildi ya da incelenmeden öylece basıldı. Baskıdan çıkan iş hatalı ve teknik olarak işin üzerinde düzeltilmesi gereken noktalar var. Zaman, para kaybettiniz. Baskıya, teknik hatalardan arındırılmış ve doğru seçeneklerle hazırlanmış bir PDF göndermek ister misiniz?
PDF hakkında tüm bilmek istedikleriniz, uluslararası baskı standartları doğrultusunda yapılması gerekenler. Acrobat aracılığıyla, yapılan bir PDF üzerinde inceleme, hataları giderme, belirli standartlara yönlendirme. Bu güne kadar FreeHand MX ağırlıklı sahip olduğunuz baskı öncesi hazırlık bilgileri yerine InDesign, Illustrator ve PDF'in hayatımıza girmesiyle çok daha yeni ve özel bilgiler eklendi. Bunları bu seminerde öğrenebilirsiniz.
İyi hazırlanmamış bir PDF, gözden kaçan hatalı bölgeler maddi ve zaman kaybıyla tüm planınızı alt üst edebilir. Photoshop, InDesign, Illustrator, Acrobat PDF ile baskı öncesi hazırlık teknikleri, doğru PDF hazırlama, PDF ayarlarını değiştirme ve farklı işlere göre editleme bu seminerde sizlerle paylaşılacaktır. Gözden kaçırdığınız önemli bir noktada, PDF için hazırlanan belgenin nitelikleri. PDF özel bir taşıyıcıdır. Siz nasıl bir hazırlık yapmış iseniz, PDF formatı aynen bu özellikleri taşır ya da tercihleriniz doğrultusunda dönüştürür.
Photoshop'un Color Settings ayarları ile oluşturulan Renk Profillerini PDF iş akış süreçlerine dahil etme. Temel renk yönetimi sistemini anlama, kurgulama ve bu ayarları her PDF içinde JOP OPTIONS içine gömme. Acrobat Distiller ayarları, bu ayarları özelleştirerek kağıda göre, üretim biçimine göre özel seçenekleri kullanma ve bu ayarları paylaşma bilgileri.
Amatör ve profesyonel tüm sektör çalışanlarınının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanan bu seminer sizler için ANKARA’da düzenleniyor.
Seminer Salonu: TÜRK - İNGİLİZ KÜLTÜR DERNEĞİ Seminer Salonu Bestekar Sokak 32, 06680 Kavaklıdere / Ankara
Kroki: Krokiyi Görmek İçin Lütfen Tıklayın
Tarih: 14 Şubat Pazar
Saat: 12:00 ve 18:00 Saatleri Arası
Giriş Ücreti: 20 TL. (Gitti Gidiyor.com üzerinden Kredi Kartı ile satın almak için tıklayın)
Diğer ödeme seçenekleri, banka havalesi ve posta çeki hesabı. Bu bilgileri ve seminere katılım hakkında diğer bilgiler için LÜTFEN TIKLAYIN
Seminere Kayıt Olmak İçin: Katılmak istediğiniz seminer konusunu lütfen seçerek formu doldurunuz. LÜTFEN TIKLAYIN
Panelist: Ceyhun Akgün
Masaüstü Yayıncılık Eğitmeni
http://www.adobebilgi.com/
Eramedya-Reklam-ve-Tanıtım-Grubu
Genel Haberler Duyurular
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























